Eki 092010
 

Sanal da olsa hızlı ve geniş örgütlenme kolaylığı sağlayan Facebook, her türlü sosyal ve siyasi kampanya için de platform oluşturuyor. Ancak Türkiye gibi ‘nefret suçları’na yönelik ayrıntılı ve yaptırım gücü olan hukuki düzenlemelerin bulunmadığı ülkelerde, Facebook, YouTube gibi sosyal ağlar da ırkçı, radikal dinci, cinsiyetçi gruplaşma ve kampanyalara sahne olabiliyor.

Bu kampanyalarda kullanılan nefret dili aslında çağdaş hukuk çerçevesinde ciddi yasal yaptırıma uğrayacak türden. Hatta açıkça suikast ve saldırı çağrısında bulunulan bazı Facebook grupları, yoğun şikayet sonucu Facebook yönetimince kaldırılmadığı sürece, her hangi bir yaptırımla karşılaşmıyor. Bu grupları kuranların hesapları silinmesi de çözüm olmuyor, çünkü akabinde yeni hesaplar açılıp yeni gruplar kurulabiliyor.

Sanal nefret grupları konusunda sorularımızı yanıtlayan Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi ve ‘Facebook: Görülüyorum Öyleyse Varım” (2009, Kalkedon Yayınları) adlı kitabın yazarlarından Mutlu Binark, Facebook ve diğer sosyal ağlarda nefret gruplarının ve dilinin engellenememesini, Türkiye’de nefret söylemine karşı etkin şekilde uygulanan yasaların bulunmayışına bağlıyor. İnternet yoluyla işlenen suçların da düzenlendiği 5651 sayılı yasada nefret dili, ırkçı ve ayrımcı duygularla suça teşvik gibi suçlar tanımlanmıyor. Bugüne kadar da bu paralelde gerekçelerle herhangi bir siteye ve/veya site kurucusuna yaptırım uygulanmış değil. Halkı kin ve düşmanlığa teşvik etme suçunun tanımlandığı 216. Madde de henüz internet yoluyla işlenen suçlarda akla gelmiyor.

Elbette Facebook’taki ırkçı, etnik milliyetçi, mezhep ayrımcı, cinsiyetçi ve homofobik söylem kullanan gruplar, buraya üye olanların çevrimdışında da sahip olduğu siyasi aidiyetlerinin yansıması. Ne var ki Facebook gibi son derece kolay ve hızlı şekilde organize olunabilen bir platformun aracı olarak kullanılması, bu duyguların ‘normalleşme’ ve ‘kabul görme’ hızını da  artıyor.

YENİ MEDYADA PROPAGANDANIN GÜCÜ

Kitabının yazarlarından Tuğrul Çomu, şu an için Facebook gibi sanal dünyalardaki siyasi örgütlenmelerin gündelik hayatta çok büyük değişiklikler yaratmadığını söylüyor ve ekliyor: “Ancak kullanıcıların nefret söylemini doğal kabul etmeye başlamasıyla, bunların gerçek hayatta da tavır değişikliğine ister istemez yol açması kaçınılmaz”.

Diğer taraftan gerçek dünyada hali hazırda ciddi örgütlenmeleri olan gruplar Facebook’u da kullanmaya başladıklarında, normalde ulaşabileceklerinden çok daha büyük bir potansiyele ulaşıyor. Çomu’nun ifadesiyle “yeni medya, klasik medyaya kıyasla çok daha etkin bir propaganda aracı haline gelmiş durumda.”

Nefret söylemi kullanan Facebook grupları etnik, siyasi ve cinsel kimliklere yönelik olarak çok farklılık gösteriyor. Kimi sadece “şahsen sevmeme” retoriği kullanırken, kimileri de karşı olunan gruba yönelik “tehdit etme” ve “yoketme”gibi eylemlere kullanıcıları davet ediyor.

Son aylarda “Kürt ve Türk” gibi etnik köken referansıyla yapılan aramalarda 500’den fazla Facebook grubuyla karşılaşıyoruz. Bunların küçük bir kısmı anaakım siyasi görüş ifadesi olarak anti-PKK veya anti-terör görüşler içerirken, önemli bir bölümü nefret kelimeleri içermeyen bir grup başlığı altında, duvar panosu ve üye yorumları bölümlerinde, ırksal aşağılama ve yoketme ifadeleri barındırıyor. Bu grupların ortak özelliği bayrak, Atatürk, milli mücadele, Kuran gibi ortak milli ve dini değerleri başlıklarında ‘olta’ olarak kullanıp üye toplamaları.

Örneğin bugün itibarıyla 1 milyon 200 binden fazla üyesi bulunan “Kürt açılımını desteklemiyorum, PKK destekçisi DTP’nin kapatılmasını istiyorum diyen 500,000,000 kişi bulurum (Uyan artık! Arkadaş Listeni davet et)” başlıklı grubun duvarında şu sözler yer alıyor:

“Dağda üç Beş Koyun Sürüsü
Tutturmuş Bir Kürdistan Türküsü
Eline Almış Bayrak Diye Bir Masa örtüsü
Satsan Beş Para Etmez Ne Dirisi Ne De ölüsü
Soyu Soysuz Olan Sensin Toprak Senin Neyine
İte Itlik Yapıp Kafa Tutma Beyine
Anlasa Dediğimi Sokaktaki Köpek Ağlar Haline
Duy Ulan Soysuz Ne Mutlu Türk’üm Diyene…..”

CİNSİYETÇİLİĞİN FACEBOOK HALİ
Cinsiyetçiliği ve homofobiyi teşvik edip ‘normalleştiren’ gruplara da Facebook’ta sıkça rastlanıyor: Geçen yıla ait “Lezbiyenlere Tecavüz Edip Onları Topluma Kazandıralım” başlıklı Facebook kampanyası bunun en çarpıcı örneklerinden. Grubun şikayetler üzerine Facebook yönetimince kapatılması sağlansa da aynı paralelde gruplar birbirinin yerini alıyor.

Bugün “ib.e” ve “or.spu” sözlükleriyle arama yapıldığında en az 300’er grup karşımıza çıkıyor ki bunların önemli bir bölümü ya doğrudan kadınları ve eşcinselleri aşağılayan gruplar ya da hakaret dili kullanarak futbol kulübü, etnik grup veya siyasi parti gibi farklı grupları hedef alan topluluklar. Mutlu Binark’a göre homofobinin Facebook’taki geniş kitleler nezdinde bu denli normalleştirilmesi, son yıllarda sayısı artan travesti ve eşcinsel cinayetlerinin gerisinde yatan ruh halini ve gerekçeleri de “haklılaştırıyor”.

Bu grupların şikayet üzerine Facebook yönetimince kapatılmasının çok etkili olamadığını belirten Binark, nefret söylemi kullananların Facebook’u aracı olarak kullanıp üyeleri ve ziyaretçilerini harici başka sitelere yönlendirme yolunu da denemeye başladıklarını söylüyor.

AYRIMCILIKTA SİNERJİ
Binark’ın verdiği örnekte, ilk bakışta sadece “PKK ve terör karşıtı” gibi görünen bir sitenin verdiği moderatör linki, eşcinsellikle PKK üyeliğini özdeşleştirerek bir anlamda “hakaret ve saldırganlık dilinde sinerji” yaratıyor.

Binark şöyle devam ediyor:”Türkiye’de Facebook yoluyla veya çevrimdışında yansımasını bulan linç kültürünün kendisi, kanımca nefret suçları için zemin hazırlıyor, nefret söylemini bireylerin gözünde sorunsuz ve doğal kılıyor. Bunun sonucu da gündelik yaşamda aniden patlak veren, birini dininden, mezhebinden, cinsel kimliğinden veya etnik kökeninden dolayı/ötürü linç etme eylemlerinin giderek yaygınlaşması ve doğallaşması…. Facebook’ta Münevver Karabulut’un anısına kurulan bir gruba dahi baktığımızda, cinayet suçlusu Cem Garipoğlu’nun ailesinin etnik kökeninin açıklanarak, bu etnik kökene sahip olmaktan dolayı ailenin, aile şirketinin protesto edildiğini görüyoruz. Hatta, Facebook duvarlarında cinayet zanlısı Cem Garipoğlu’nun “yakalandığı an asılması“ vb. öneriler dahi geliştirildi.

“Ancak, burada durup birden şu görüntüleri de anımsamalıyız: Cinayet zanlısı yakalandığında, Adliye önünde toplanan vatandaşların galeyana gelerek Cem Garipoğlu’nu taşıyan polis araçlarına saldırması…Anaakım medya mensuplarının da bu linç etme girişimin başarıya ulaşması sonucunu bilerek isteyerek beklemesi…Sorun işte gerçek yaşamdaki bu tepkilerde ve tepkisizliklerde, nefret söylemi ve suçlarına kayıtsızlıkta.“

Kaynak: Ntvmsnbc.com