Eki 292010
 

Doğan Akhanlı, yurtdışına gitmek zorunda kalmış on binlerce 12 Eylül mağdurundan biridir. Uzun yıllar -19 sene- sürgün kaldıktan sonra, iyice yaşlanan hasta babasının ölüm haberini de uzaklarda almak istemediğinden 10 Ağustos 2010 tarihinde ülkesine dönmeye karar verdi. Sürgün yıllarında önce annesini, ardından abisini kaybetmişti.

Nerdeyse tüm mağdurlar gibi o da sınır kapısında başına neler geleceğini bilmeden, ama gelecek şeyleri de göze alarak geldi. En fazla eski dosyaları ile ilgili sorunlar nedeniyle geceyi emniyette geçireceğini hesaplamıştı. Yıllar önce 12 Eylül’ünün hukukuyla vatandaşlıktan da atılmıştı.

Almanya’da kaldığı 19 yıl içinde insan hakları ve insanlık suçları üzerine çalışmalar sürdürdü. Kitaplar, senaryolar yazdı, çeviriler yaptı. Üç ciltlik “Kayıp Denizler” dizisinin son kitabı olan “Kıyamet Günü Yargıçları” Almancaya çevrildi. 90 yıl sonra “Talat Paşa Duruşması” tutanaklarını Türkçeye kazandırdı. 2005 yılında yayınlanan “Madonna’nın son hayali” romanı Hürriyet gazetesi tarafından yılın en iyi 10 romanından biri seçildi. Filme alınan “Sarı Saten”in senaryosu da Doğan tarafından yazıldı.

Doğan’ın özellikle soykırımlar ve insanlık suçlarına odaklanıp ve bu konuda derin araştırmalar yapması onu birçok Türkiyeli ve dünya yazarlarıyla da yakınlaştırdı.

Eğer bugün, Günter Grass’tan, Günter Wallraff’a, Mikis Theodorakis’ten Edgar Hilsenrath’a, Yaşar Kemal’den, Orhan Pamuk’a, Zülfü Livaneli’den Taner Akçam’a kadar herkes, Doğan’ın özgürlüğü için, “Doğan’a Adalet İçin” bir araya geldiyse, bu Doğan’ın insan hakları ve özgürlüğü için verdiği ısrarlı mücadelesinin ve ürünlerinin sonucudur

Doğan, girişte gözlem altına alındı. Ne kendisi ne de avukatı neden gözaltına alındığını emniyette ve mahkemede öğrenemedi.

Doğan’ın sorgusu aşamasında dosyayı görmek isteyen avukata, hakimce 5 dakika süre verildi. (Doğru okudunuz sadece beş dakika) Kalın bir klasör avukat tarafından bu beş dakikada öğrenilecek ve müvekkiline ne ile suçlandığı hukukçu süzgecinden geçirilerek anlatılacaktı.

Dosyaya göre Doğan, 1989 yılındaki bir soygun girişimi ve cinayet nedeni ile aranmaktadır. “Kanıt” ise 1992 yılında gözaltına alınan bir şahsın ağır işkence altında verdiği kesinleşen ifadesidir.

Şahıs ifadesinde Doğan’ı 1990 yılında tanıdığını beyan etmektedir. Oysa suç 1989 yılında işlenmiştir. Doğan’ın bu suçun faillerinden olduğu tümüyle çökmektedir.

Soygun esnasında ölen döviz bürosu sahibinin oğlu ise, “hem kendisine 1992 yılında Doğan’la ilgili bir fotoğraf teşhisi yaptırılmadığını, hem de Doğan’ı hayatında hiç görmediğini” Doğan tutuklandıktan 3 gün sonra emniyette, ardından avukatı ile mahkemeye verdiği dilekçede bildirmiştir.

Ayrıca 1992 de tutuklanan ve TCK’nun 168. Maddesi ile yargılanan diğer tüm sanıklar beraat etmiştir. Savcı ve hakimler bununla da ilgilenmeyip, Doğan hakkında 146. Maddeden dava açmıştır.

Hakimler, tüm üyeleri beraat etmiş olan “örgüte”, tüm tanıkların “o değil” dedikleri ifadelerine, düzmece olduğu kesinleşmiş teşhis tutanağına, içindeki parmak izi tespitleri buharlaşmış bir cinayet dosyasına rağmen “kuvvetli suç şüphesi ve kaçma kuşkusu var” gerekçesi ile Doğan’ı tahliye etmemekte direnmektedir. Üstelik artık toplanabilecek delil kalmadığı gibi, Doğan yakalanmamış, kendisi gelmiştir.

Doğan, sevenleri, avukatları, öldürülen şahsın çocukları, dünya edebiyat çevreleri, dosyadan az çok haberdar olan hepimiz –biraz da şaşkın- “Doğan için Adalet” bekliyoruz.

Ragıp Zarakolu, Atilla Keskin, Eren Keskin, Cezmi Ersöz, Taner Akçam, Selami Gürel, Roni Margulies, Şinasi Dikmen, Necati Abay, Doğan Tarkan, Yalçın Ergündoğan, Ayşegül Devecioğlu, Hasan Oğuz, Abdulkadir Konuk, Samet Mengüç, Derya Cebecioğlu, Gülsen Çelebi, Dezz Deniz

Doğan Akhanlı, yurtdışına gitmek zorunda kalmış on binlerce 12 Eylül mağdurundan biridir. Uzun yıllar -19 sene- sürgün kaldıktan sonra, iyice yaşlanan hasta babasının ölüm haberini de uzaklarda almak istemediğinden 10 Ağustos 2010 tarihinde ülkesine dönmeye karar verdi. Sürgün yıllarında önce annesini, ardından abisini kaybetmişti.

Nerdeyse tüm mağdurlar gibi o da sınır kapısında başına neler geleceğini bilmeden, ama gelecek şeyleri de göze alarak geldi. En fazla eski dosyaları ile ilgili sorunlar nedeniyle geceyi emniyette geçireceğini hesaplamıştı. Yıllar önce 12 Eylül’ünün hukukuyla vatandaşlıktan da atılmıştı.

Almanya’da kaldığı 19 yıl içinde insan hakları ve insanlık suçları üzerine çalışmalar sürdürdü. Kitaplar, senaryolar yazdı, çeviriler yaptı. Üç ciltlik “Kayıp Denizler” dizisinin son kitabı olan “Kıyamet Günü Yargıçları” Almancaya çevrildi. 90 yıl sonra “Talat Paşa Duruşması” tutanaklarını Türkçeye kazandırdı. 2005 yılında yayınlanan “Madonna’nın son hayali” romanı Hürriyet gazetesi tarafından yılın en iyi 10 romanından biri seçildi. Filme alınan “Sarı Saten”in senaryosu da Doğan tarafından yazıldı.

Doğan’ın özellikle soykırımlar ve insanlık suçlarına odaklanıp ve bu konuda derin araştırmalar yapması onu birçok Türkiyeli ve dünya yazarlarıyla da yakınlaştırdı.

Eğer bugün, Günter Grass’tan, Günter Wallraff’a, Mikis Theodorakis’ten Edgar Hilsenrath’a, Yaşar Kemal’den, Orhan Pamuk’a, Zülfü Livaneli’den Taner Akçam’a kadar herkes, Doğan’ın özgürlüğü için, “Doğan’a Adalet İçin” bir araya geldiyse, bu Doğan’ın insan hakları ve özgürlüğü için verdiği ısrarlı mücadelesinin ve ürünlerinin sonucudur

Doğan, girişte gözlem altına alındı. Ne kendisi ne de avukatı neden gözaltına alındığını emniyette ve mahkemede öğrenemedi.

Doğan’ın sorgusu aşamasında dosyayı görmek isteyen avukata, hakimce 5 dakika süre verildi. (Doğru okudunuz sadece beş dakika) Kalın bir klasör avukat tarafından bu beş dakikada öğrenilecek ve müvekkiline ne ile suçlandığı hukukçu süzgecinden geçirilerek anlatılacaktı.

Dosyaya göre Doğan, 1989 yılındaki bir soygun girişimi ve cinayet nedeni ile aranmaktadır. “Kanıt” ise 1992 yılında gözaltına alınan bir şahsın ağır işkence altında verdiği kesinleşen ifadesidir.

Şahıs ifadesinde Doğan’ı 1990 yılında tanıdığını beyan etmektedir. Oysa suç 1989 yılında işlenmiştir. Doğan’ın bu suçun faillerinden olduğu tümüyle çökmektedir.

Soygun esnasında ölen döviz bürosu sahibinin oğlu ise, “hem kendisine 1992 yılında Doğan’la ilgili bir fotoğraf teşhisi yaptırılmadığını, hem de Doğan’ı hayatında hiç görmediğini” Doğan tutuklandıktan 3 gün sonra emniyette, ardından avukatı ile mahkemeye verdiği dilekçede bildirmiştir.

Ayrıca 1992 de tutuklanan ve TCK’nun 168. Maddesi ile yargılanan diğer tüm sanıklar beraat etmiştir. Savcı ve hakimler bununla da ilgilenmeyip, Doğan hakkında 146. Maddeden dava açmıştır.

Hakimler, tüm üyeleri beraat etmiş olan “örgüte”, tüm tanıkların “o değil” dedikleri ifadelerine, düzmece olduğu kesinleşmiş teşhis tutanağına, içindeki parmak izi tespitleri buharlaşmış bir cinayet dosyasına rağmen “kuvvetli suç şüphesi ve kaçma kuşkusu var” gerekçesi ile Doğan’ı tahliye etmemekte direnmektedir. Üstelik artık toplanabilecek delil kalmadığı gibi, Doğan yakalanmamış, kendisi gelmiştir.

Doğan, sevenleri, avukatları, öldürülen şahsın çocukları, dünya edebiyat çevreleri, dosyadan az çok haberdar olan hepimiz –biraz da şaşkın- “Doğan için Adalet” bekliyoruz.

Ragıp Zarakolu, Atilla Keskin, Eren Keskin, Cezmi Ersöz, Taner Akçam, Selami Gürel, Roni Margulies, Şinasi Dikmen, Necati Abay, Doğan Tarkan, Yalçın Ergündoğan, Ayşegül Devecioğlu, Hasan Oğuz, Abdulkadir Konuk, Samet Mengüç, Derya Cebecioğlu, Gülsen Çelebi, Dezz Deniz

İmza vermek için tıkla.