Eki 282010
 

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ, IRKÇILIK VE AYRIMCILIĞA KARŞI KOMİSYON

Bülten/ Sayı 1: Memleketten Irkçılık ve Ayrımcılık Manzaraları, Temmuz – Ağustos 2010

BAŞLARKEN

Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi bünyesinde 1994 yılında, önce “Azınlık Hakları İzleme Komisyonu” adıyla kuruldu. Sergiler açtı (Türkiye’deki ilk 6-7 Eylül sergisi), kitap yayınladı (Bir El Koyma Öyküsü – Tuzla Ermeni Çocuk Kampı), ilk kez ırkçılık ve ayrımcılık konusunda yıllık raporlar yayınladı. Aktif çalışmalarına ve raporlarına bir süre ara veren komisyonumuz memlekette ırkçılık, milliyetçilik, ayrımcılık, farklılıklara düşmanlık, nefret söylemi örneklerini kayda geçirme çabasına yeniden başlıyor. Kapsamlı bir rapordan çok alçakgönüllü bir izleme girişimi olarak başladığımız bu çalışmayı geliştirmeyi, eksiklerini tamamlamayı, okurların önerileriyle zenginleştirmeyi hedefliyoruz. Düşüncelerinizi ve görüşlerinizi öğrenmekten mutluluk duyacağız.

İHD İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon

IRKÇI ŞİDDET BİR KEZ DAHA DEVLET GÖZETİMİNDE EGMENLİĞİNİ İLAN ETTİ

İnegöl, Hatay Dörtyol yangın yeri

Bursa İnegöl’de kavgayı, Hatay Dörtyol’da gözaltına alınanların “terörist” olduğu söylentilerini bahane eden ırkçı/milliyetçi kitleler Kürtlere, iGyerlerine, evlerine saldırdı.

26 Temmuz.da Bursa Gnegöl.de, 27 Temmuz.da Hatay Dörtyol.da Kürtlere kitlesel saldırılar düzenlendi, işyerleri yakıldı, yıkıldı, linç girişimleri oldu. Ana akım medyada saldıranlardan “vatandaşlar” diye bahsedildi. En azından “göstericiler” gibi nötr bir sözcükten bile kaçınılarak “vatandaşlar” diye sahip çıkılan kişler, ellerinde Türk bayraklarıyla, kurt işareti yaparak, ırkçı sloganlar eşliğinde yakıp yıktı.

Devlet, yetkili ağızlardan yapılan kışkırtıcılık sonucu yükselen ırkçı şiddete ne derece hoGşgörülü olduğunu bir ke daha gösterdi.

Televizyon kanallarında binalara saldıran, camları indiren, nefret dolu kalabalığa polisin nasıl anlayışlı bir tavırla, sırtına vurarak, ensesini okşayarak “sakinleştirmeye” çalıştığını izledik. Bursa Valisi gahabettin Harput, “Bu eylemi yapanlar vatanını milletini seven insanlar” derken, Hatay Valiliği’nden yapılan açıklamada da “Vatandaşlarımızda oluşmuş bulunan infial anlayışla karşılanmaktadır” sözleriyle saldırıyı desteklediler.

Medya da, saldırganları “vatandaşlar/yurttaşlar/halk”, saldırıya uğrayanları “Kürt kökenliler” diye tanımlayarak ırkçı bir söylem kullandı ve sıradanlaşmış ırkçılığı meşrulaştırdı.

ROMANLAR ÖNCE YAYLADAN KOVULDU, TEPKİLER ÜZERİNE YASAK KALDIRILDI

Yaratıcı drama ve sanat eğitmeni Gülten Madenli, Ordu’nun Peşembe ilçesi, Aybastı yaylasından haber verdi: AKP’li Aybastı Belediye Başkanı geçtiğimiz seçim kampanyası sırasında Aybastılılara söz vermişti: “Seçilirsem Çingeneleri yaylaya almayacağım.” Sözünü tuttu. Yüzyıllardır Karadeniz yaylalarında şenliklere katılarak, hünerlerini sergileyerek mevsimsel geçimlerini sağlayan Romanlar, geçen yılki şenlikten zor kullanılarak atılmıştı. Gülten Madenli’in Romanların bu yılki şenliklerden de kovulacağı bilgisini ve Jandarma komutanının bizzat Romanların kampına gelerek çadırlarını sökmelerini emrettiğini aktarması üzerine komisyonumuz girişimlerde bulundu. Sıfır Ayrımcılık Derneği Yönetim Kurulu üyesi Hacer Foggo’nun hükümetin “Roman Açılımı”yla görevlendirdiği yetkililerle yoğun görüşmeleri sonucunda Romanlara yayla izni çıktı. Hiçbir yasal dayanağı olmayan, yalnızca belirli bir etnik kimliğe karşı dışlayıcı, ayrımcı, ekonomik olarak mağdur eden, onur kırıcı uygulamanın bu ülkede olağan bir vaka olduğu, bunu engellemenin ancak yoğun çabalarla gerçekleşebildiği bir kez daha ortaya konuldu!

SÜRYANİ KİLİSESİNİN DUVARLARINA DA HAKARET VE TEHDİT YAZILARI

13 Temmuz 2010, Mardin/Nusaybin

İnanç Projesi kapsamında http://www.haberler.com/mardin/Mardin Müzeler Müdürlüğü tarafından restorasyon çalışmaları sürdürülen Süryani Mor Yakup kilisesinin taş duvarlarına kimliği belirsiz kişiler tarafından sprey boyalarla Türkçe, ‘şerefsizler defolun’, ‘Nalettullah kafirler defolun’, ‘Siyonist güçler defolun’, ‘Siyonistler defol’, ‘Kafirler defolun’, ‘Siyonist köpekler’ ve Arapça ‘Allah u Muhammed’ ile Kuran-ı Kerim Tövbe süresinin 73 ayetindeki ‘Ey Peyamber kafir ve münafıklara karşı savaş’ yazıldı. Nusayin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan, “Dünyanın ilk üniversitelerinden Nusaybin Mor Yakup kilisesine yazılan yazılarla, Nusaybin’de yaGayan Süryani, Kürt, Arap, Yezidi ve tüm halklara hakaret edilmiştir,” dedi.

Anadolu’nun kadim kavimlerinden, barışçı, sanatkâr halk Süryaniler, 1915’te Ermenilerle birlikte soykırıma uğradı. Bölgede yaşanan savaş sırasında da yoğun baskılara uğrayan Süryanilerin büyük bir bölümü yurtlarını terk etmek zorunda kaldılar. “Köye Geri Dönüş” projesiyle evlerine dönen birçok Süryani de terörize edilerek, malları geri verilmeyerek bir kez daha anayurtlarından ayrılmak zorunda bırakıldılar.

IRKÇI VE ANTİSEMİT YAYINLARI İZLEYEN MEDYA TAKİP SİTESİ KEHABERE SALDIRILAR

Türkçe yayınlanan ve medyada ırkçı ve antisemit yayınları izleyen KeHaber web sitesindeki haberler nefretle yüklü hakaret mesajlarının bombardımanına uğradı. Site yönetimi, suç unsuru bulunabileceği düşüncesiyle aşağıdaki yorumları yayınlamadı, ancak yorumlar internette dolaşıma girdi.

KeHaber’in Aktardığı 9 Temmuz 2010 tarihli Anadolu’da Vakit gazetesinde yayınlanan “Ne olacak bu Yahudilerin hali?” başlıklı yazısında Abdurrahman Dilipak şöyle sözler sarf ediyordu: “[…] Ne olacak bu Yahudilerin hali? Kudüs’ü, Filistin’i, İsrail’in zulmünden kurtarmanın yanında Yahudilerin Siyonizmden nasıl kurtarılacakları da bir insanlık sorunu olarak önümüzde duruyor. İsrail’in Siyonist yöneticileri ve mankafa Yahudi lobisinin saldırgan militanları dünyanın İsrail’den nefret etmesi için gereken her şeyi büyük bir cesaret, aymazlık ve coşku ile yapıyorlar.[…] Eğer aklı başındaki Yahudiler kendi halkları, ırkları ve dinleri adına yeni bir tarihi trajediyi önlemek istiyorlarsa, ellerini çabuk tutmak zorundalar.[…]“

Bu yazıya gelen gelen nefret dolu yorumlardan birisi şöyle (yazım hataları olduğu gibi korunmuştur):

“yahudileri bilmem ama siyonistleri ve siyonist israili yağlı bir kazığa geçireceksin. Öyle bir kazığa ki naziler bile şaşıracak. siyonizm şakşakcısı kim olursa olsun siyonizmle birlikte yok olsun, yağlı kazık biz karadenizlilerden size bi fırsat olsun. hizbullaha, hamasa selam olsun (siyonistlerin ve israilin yok olması için tam destek). siyonizmin son olması dileğimle. Ah ogün ah gittin masum hrantı vurdun, siyonist büyükelçi buralara geldi de nasıl elimizden kaçırdık. ahhh, ahhhh. Trabzonlu ülkücüler siyonizme karşı. Başbakanım siyonizme tepkinde yan çizmezsen artık mhp.ye de oy vermem, hemşehri sözü”

İstanbul’da Hahamlara suikast hazırlığında olan İsmet Rençber adlı kişi gözaltında haberine yorum: “onlar kodesede girse sonunuz değişmeyecek ve yok olacaksınız ib..nin çocukları”

BELEDİYE BAŞKANINDAN KÜRT KADINLARINA YÖNELİK IRKÇI, AŞAĞILAYICI, CİNSİYETÇİSÖZLER

2 Temmuz 2010

AKP’i Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, Kürt sorununun çözümü için, ikinci eş olarak Kürt kadınlarının alınmasını önerdi.  Bakırcı Göyle konuştu: “Bu gerçeği kabullenelim. İnsanlar, evlilik ihtiyaçlarını metres veya benzer şekilde tamamlıyor. (…) “Zaman zaman ikinci eşler de olmuştur. Bu bizim kültürümüzde vardır. (…) Bu bölgelerden evlilik ve hısımlıkları artırarak, devletin de teşvikiyle önümüzdeki 30 yıl gibi bir sürede yaşanan sorunların aza ineceğine ve çözüleceğine inanıyorum.”

Çeşitli kadın örgütleri, siyasi partiler ve girişimler Bakırcı’yı bu sözleri ırkçılığın ve cinsiyetçiliğin en açık ifadesi olarak kınadılar.

MHP SAKARYA İL BAŞKANI, GAYRİMÜSLİMLERE KARŞI IRKÇILIK, AYRIMCILIK VE KIŞKIRTICILIK SUÇU İŞLEDİ

MHP Sakarya İl BaGkanı Mehmet Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gayrimüslimleri hedef gösterdi. Çanakkale AKP İl Örgütü’ne asılan, üzerinde Hıristiyan ve Yahudi inancına ait sembollerin bulunduğu, ‘Biz birlikte Türkiye’yiz’ yazılı pankarta tepki gösteren MHP’li Erdoğan, “Nasıl oluyor da bu ülke Yahudilerin ve Hıristiyanların oluyor. Bu ülke Yahudilerin ve Hıristiyanların vatanı değil. Bu ülke Müslüman Türk milletinin vatanıdır. Yürekleri yiyorsa bu afişi Sakarya’da assınlar” dedi. Görüş almak için MHP Genel Merkezi ile temasa geçildiğinde yöneticiler, demeci normal karşıladıklarını ve bir disiplin soruşturması açmayı düşünmediklerini belirttiler. (14 Temmuz, Gazeteler)

“TÜRK” SÖZÜNÜN ETNİK KÖKENİ DEĞİL, VATANDAŞLIK BAĞINI İFADE ETTİĞİ İDDİASININ YALAN OLDUĞU YETKİLİLER TARAFINDAN BİR KEZ DAHA ORTAYA KONULDU

AGOS GAZETESİ

Ermeni okullarında Cumhuriyet tarihi boyunca  yaşanan “Türk Müdür Yardımcısı” sorunu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “düzeltme” sözlerine rağmen, bu kez de, İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Valiliğe gönderdiği yazıda, öğrencilerin kayıt işlemlerinin denetimlerinin “Türk Müdür Başyardımcıları” tarafından yapılacağını belirtilerek, “Türk” Müdür Başyardımcılarının, Ermeni Müdür’ünden daha yetkili olduğu gerçeği pekiştirilip doğrulanıyor.

“Azınlık” okullarında Müdür’den daha yetkili bir Türk Müdür Yardımcısı var. “Yardımcı” olduğu halde, Okul müdürünün sivil amiri, ayrıca “Türk Kültür Dersleri”nin öğretmenlerinin de sivil amiri, bu “Türk” Müdür Yardımcısı. Yani amirinden daha yetkili, amirinin “sicil” amiri bir “Türk Müdür Yardımcısı” garabeti yıllardır sürüyor.

Milli Eğitim Bakanlığı itirazlar üzerine bunun değiştirileceği sözünü vermişti. Bir iyileştirme de, tek merkezde uzun kuyruklarla bir işkence haline gelen okula öğrenci kaydı uygulamasının kaldırılarak, her okulun kendi kaydını yaptırması yönündeki değişiklikti.

Ancak bu kez de, kayıt “Türk Müdür Yardımcısı”nın yönetimine ve denetimine tabi kılınarak zihniyetin de, uygulamanın da gerçekte değişmediği ortaya kondu.

YETKİLİ AĞIZLARDAN IRKÇILIK

Kırıkkale’de yayınlanan yerel Yenigün gazetesi “Kürtler her şeyi ele alıyor” manşetiyle verdiği haberde, AKP Kırıkkale Milletvekili Vahit Erdem’in, Yahşihan İlçesi’ni ziyareti sırasında bir sohbette “Kürtler artık herşeyi eline alıyor. Böyle giderse Türkler azınlık olacak. „Bir zamanlar Türkler varmış. diyecekler” dediğini yazdı.

Doğrudan Kürt halkını, Kürt olmayı, Kürt kimliğini hedef alan ve Nazilerin Holokost’un yolunu döşerken yoğun bir şekilde pompaladığı “Yahudiler Almanya’ya hakim oluyor, her şeyi ellerine geçiriyorlar” propagandasını hatırlatan sözler, AKP’deki yaygın ırkçı eğilimleri bir kez daha ortaya koydu.

Bu sözlerle ilgili görüşü sorulan eski devlet bakanı ve AKP Mersin Milletvekili Kürşad Tüzmen de, Vahit Erdem’in sözlerinde bir ayrımcılık bulunmadığını savundu veşöyle devam etti: “Bu bayrağın altında yaşayıp bu ülkenin suyunu ekmeğini paylaŞan insanların bu bayrağı kabul etmemesi gibi bir şerefsizlik  varsa, o zaman biz onlara diyoruz ki, onlar şerefsizdir. Bunların hangi kurum ve kuruluşlara uzantıları, kim nerede olursa olsun hangi mevkide olursa olsun onlarda şerefsizdir” dedi. (21 Temmuz – Gazeteler)

TÜRK SOLU DERGİSİNDEN IRKÇI KATLİAM ÇAĞRISI: “LİDERİNİ DİNLEME, TÜRK’Ü YOK ETMEK İSTEYENLER, SOYUNU KURUTMAK İSTEYENLERE KARŞI SOKAĞA ÇIK!”

Türk Solu Dergisi.nin 19 Temmuz 2010 tarihli 290. sayısında Gökçe Fırat imzalı başyazı; “Selam sana ülkücü… “ diye başlıyor. “Türk töresi Türk’ün bağımsız yaşamasıdır” diyen yazı, şöyle devam ediyor: “Sokakta bugün „Kahrolsun Türkiye., „Yaşasın Kürdistan. diyenler var. Yani ülkeni bölmek, Türk’ü yok etmek isteyenler. Yani senin soyunu kurutmak isteyenler. Sen neden sokakta değilsin ülkücü? Çünkü liderlerin dün olduğu gibi bugün de senin Amerika’ya karşı çıkmanı istemiyorlar. Kısacası dün sokağa çıkararak seni Amerika’nın safına sokmuşlardı, bugünse evde oturtarak! Liderlerin seni koyun yerine koyuyor bozkurt farkında mısın? Dün sokağa çıkman yanlıştı o yanlışı yaptın. Bugün evde oturman yanlıştı ve o yanlışı yapıyorsun. Ama bil ki ülkücü, yarın ne sokağına çıkacak ne de evinde oturacak bir vatanın olacak… Uyanmanın vaktidir bozkurt. Teröristler kardeşlerini öldürüyor ve senşehit cenazesine bile gidemiyorsun. Ülkede bölücülük serbest ama sen ülkenin bütünlüğünü savunamıyorsun. Ülken kan gölüne dönmüş sen evinde oturuyorsun. Daha ne kadar oturacaksın bozkurt! İtler sokakta terör estirirken bozkurt kuzu olmuş seyrediyor mu dedirteceksin. Kuzu mu olacaksın kurt mu ülkücü… “ (Kaynak: Gazeteport)

PENGUEN MİZAH DERGİSİ KAPAĞINDA ARAPLAR  MAYMUNA BENZEYEN İLKEL YARATIKLAR OLARAK SUNULDU!

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De Girişimi, 20 Temmuz.da, Penguen gazetesini “Haziran ayının ırkçısı” olarak ilan etti. Penguen dergisinin kapağında, Erdoğan’ı eleştiriyorum diye, Erdoğan maymunlaştırılmış bir Arap kılığında resmedildi ve Arap’a, “içime de don giymedim”  dedirtildi.

GAYRIMÜSLİMLER HIRSIZLARIN HEDEFİ

Şişli Sıracevizler mahallesinde yaşayan özellikle Ermeni ve Yahudi ailelerin evlerine ve işyerlerine giren hırsızlar mahalle halkının şikâyetlerine konu olmuştu. Emniyet Müdürlüğü’nün oluşturduğu Güven Timleri hırsızları suçüstü yakaladı.

(adanzeyehaber – http://www.adanzyehaber.com/haber/20100729/hirsizlara-karsi-kurulan-polis-timi-ilk-icraatinda-sucustu-yapti-ozel.html)

EŞCİNSELLERE NEFRET SUÇU HER YERDE

3 Ağustos 2010 tarihli Taraf gazetesinin Her Taraf başlıklı 16 sayfasında yayınlanan Murat Kapkıner’in “Eşcinsellik günahtan daha fazla bir şeydir” başlıklı yazısında, Hilal Kaplan’ın eşcinselliğin hastalık olmadığı, olsa olsa günah olabileceği tezine cevap veriliyor.

Yazıda eşcinselliğin fıtri, insana ait bir şey olmadığı, bu yüzden günah kategorisinde ele alınamayacağı söyleniyor. “Yaradılışı bozulmamış hiçbir mümin”in, “hiçbir insanın”, eşcinselliği anlamayacağını, bilmeyeceği anlatılıyor.

Yazar, “Eğer eşcinselliğe salt „günah. derseniz, zinakâr [zina yapan/zinaya meyilli] ama sağlıklı insana hakaret etmiş olursunuz, aynı kefeye koymakla” diyor ve şöyle devam ediyor: “Eşcinselliğe günah derseniz afife kadın [iffetli] ve afif erkekleri aşağılamış olur, onların da potansiyel birer eşcinsel olduklarını söylemiş olursunuz.” Bir alıntı daha: “Sağlıklı insanların ilk kez tren gören ineğin trene baktığı gibi baktığı, bu gayrı fıtri [doğaya aykırı], gayrı tabii olay günah değil (şimdilik) en genel kategori ile hastalıktır.”

VAADLERE RAĞMEN GAYRIMÜSLİM VAKIF MALLARINA EL KOYMA DEVAM  EDİYOR

Ermenilerin İstanbul.daki en eski yerleşim yerlerinden biri olan Gedikpaşa’daki Ermeni Protestan Kilisesi, 36 Beyannamesi’nin kurbanı olan arsasını geri almakta sorun yaşıyor.

Anıtlar Kurulu.nun ilgili genelgesi, arsanın otopark yapılmasına izin vermiyor ama arsa, yıllardır, belediyeden alınan ruhsatla otopark olarak kullanılıyor. GedikpaGa Kilisesi yöneticilerinin, başvurduğu idari mahkemenin, arsanın vakfa iade edilmesi yönündeki kararına rağmen, otopark tahliye edilmiş değil. Vakfın avukatı Atilla Tanman, Agos’a yaptığı açıklamada, arsanın, 18 Haziran 2010.da vakıf adına tescil edildiğini belirterek şunları söyledi: “Belediye otoparkın işletme ruhsatını iptal etmesine karşın, otopark hâlâ işgalcilerin elinde. Kaymakamlık, işgalcilerin çıkması gerektiğini yazılı olarak da bildirmiş, ancak Kaymakam’ı dinleyen yok. Mevcut durumda, yasalar gereği, Kaymakamlık gayrimenkulü boşaltabilir ve buna karşı herhangi bir dava açılamaz. Ancak işgalciler yürütmeyi durdurma davası açıyorlar, mahkeme reddediyor. Kaymakamlığın daha ne beklediğini  anlamıyoruz. Bu resmen işgalcilerle işbirliği yapmak demek.” Tanman, konuyla ilgili yeni bir dava açılabileceğini, ancak bunun süreci uzatacağını, vakfa maddi külfet ve zaman kaybettireceğini, bu yüzden sorunu idari yoldan çözmeye çalıştıklarını belirtiyor. (9 Temmuz 2010, Agos)

ERMENİ TOPLUMUNUN PATRİK SEÇME HAKKI GASP EDİLDİ

Yaklaşık olarak altı aydır Patrik seçimi izni bekleyen Ermeni toplumu, İstanbul Valiliği’nin, 29 Haziran Salı günü Türkiye Ermenileri Patrikliği’ne gönderdiği ve Patrik ya da Eşpatrik seçimine izin vermeyen, Ruhani Kurul’un „Patrik genel vekili. seçmesinin uygun olduğunu bildiren yazısı, Ermeni toplumunda tepkiye neden oldu.

Bu uygulamayla Ermeni toplumunun bir oldubittiyle karşı karşıya getirilmesi, Ermenice yayımlanan günlük gazeteler tarafından da eleştirildi. Patrik seçimi yapılmasına izin verilmemesine tepki gösteren bir grup Türkiyeli Ermeni, www.patrigimizisecmekistiyoruz.blogspot.com adresinde bir imza kampanyası başlattı.

Türkiye Ermeni toplumunun patrik seçme hakkının iade edilmesi talebiyle imzaya açılan kampanya metninde şöyle deniliyor: “Demokratik ve laik bir hukuk devletinde, Ermeni toplumunun geçmiGten gelen en önemli haklarından biri olan Patriklik seçimine müdahale edilerek toplumun seçme hakkını ortadan kaldıran böylesi bir düzenleme kabul edilemez.”

BAŞBAKAN DOĞAÇLAMA YAPTIĞINDA KENDİNİ GİZLEYEMİYOR: ÖNEMLİ OLAN SOY, SOY

14 Ağustos.ta Gaziantep mitinginde konuşan BaGbakan Recep Tayyip Erdoğan, boyu ile ilgili spekülasyonlara cevap verdi: “Onlar Anayasa değişikliğinden bahsetmiyorlar. Tutturmuşlar Başbakanın boyu ne kadar? Çok merak ettin söyleyeyim; 1.85. Tepe tepe kullan… Benim boyuma yetişemezsen halin ne olacak? Ben buradan muhaliflere sesleniyorum, önemli olan boy değil, soy soy…”

MELİH GÖKÇEK’DE “SOY” PEŞİNDE: KILIÇDAROĞLU’NUN ANNESİ ERMENİ”

12 Ağustos.ta CanTV’de yayınlanan Anadolu’da Sabah programında Ankara BüyükGehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, CHP Genel BaGkanı Kılıçdaroğlu’nun etnik kökeni hakkındaki iddialarını tekrarladı: “Kılıçdaroğlu’nun annesi Ermeni. Annesinin Ermeni olduğunu inkâr etmiyor. Ama Yemuş Hanım’ın Ermeni olması hiç önemli değil. Kılıçdaroğlu mezhep olarak da Alevi’dir. Kendisine etnik olarak Ermeni olup olmadığı sorulduğunda sağdan soldan dolaşıyor cevap vermemek için kıvranıp duruyor”.

Sümela Manastırı’nda 88 yıl sonra ilk kez yapılan ayinle Türkiye arındı mı?

14 Ağustos 2010 Trabzon Maçka’daki Sümela Manastırı.nda 88 yıl sonra ilk kez dini ayin düzenlendi. “Meryem Ana’nın göğe yükseliş günü”nde gerçekleştirilen ve Rusya, Yunanistan, Gürcistan, ABD ve Türkiye.den 500 kadar Ortodoks Hrıstiyanın katıldığı ayini Fener Rum Patriği Dimitri Bartholomeos yönetti. Irkçı, milliyetçi, şoven kesimlerin tepkisine neden olan ayin, genellikle Türkiye’nin “hoşgörü” politikasının bir göstergesi olarak görüldü/gösterildi ve memnuniyetle karşılandı. Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. Elçin Macar, Trabzon Sümela Manastırı’nda, 88 yıl sonra, Rum Ortodoksların ayin yapmasına izin veren AKP’nin azınlıklara karşı eşit yurttaşlık haklarını gözeterek değil, Osmanlı döneminde olduğu gibi “korumacı” yaklaştığını söyledi. Bianet’ten Semra Pelek’le söyleşisinde Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Dr. Elçin Macar ise, Trabzon’da Rum Ortodoksların ayin yapmasına izin veren ve azınlıklar politikasının değiştiği mesajını veren AKP’nin azınlıklara karşı eşit yurttaşlık haklarını gözeterek değil, Osmanlı döneminde olduğu gibi “korumacı” yaklaştığını söyledi: “Hükümet, Sümela’da nüfus mübadelesinden sonra ilk kez ayin yapılmasına izin vererek, Ortodokslara ve Yunanistan’a ‘biz azınlıklarla barışıyoruz’ mesajı veriyor. Bu ayin, AKP’nin önceki hükümetlere göre farklı bir politikası izlediğinin göstergesi. Ancak AKP hükümeti bunları adeta Osmanlı dönemindeki gibi adalet dağıtma zihniyetiyle, azınlıkları hoş gören, onları korunması gereken varlıklarmış gibi kabul eden bir politika yürütüyor. Eleştirilmesi gereken esas nokta bu. Çünkü bu, çağımızda kabul edilebilir bir politika değil. Yukardan bakış bırakılıp azınlıkların Cumhuriyetin eşit yurttaşları olduğu, herkes kadar hakları olduğu teslim edilmeli. Ancak bu eşitlikçi anlayşın, hükümet politikasından yeterince hissedilmediğini düşünüyorum.”

SUÇ KANITLARI YOKEDİLE EDİLE BİTİRİLEMGYOR: DOĞU ANADOLU’DA İSKAN BELGELERİ İMHA EDİLDİ

Murat Bardakçı, 2009 yılındaki skandalı, Doğu Anadolu iskan belgelerinin “yanlışlıkla” imha edildiği gerçeğini 13 Ağustos 2010 tarihli Haber Türk gazetesindeki yazısında gündeme getirdi. Doğu Anadolu’dan saklanması için Arşiv’e gönderilen bazı iskân belgelerinin yanlışlıkla imha edildiği anlaşıldı. Murat Bardakçı süreci şöyle anlatıyor: “3473 sayılı kanun ve ilgili yönetmelik „ arşiv malzemesi. hükmünde olan, kamu kurum ve kuruluşlarında biriken ve „devlet millet hayatını, kişi hak ve menfaatlerini koruyan. belgelerin önemlilerinin devlet arşivlerine gönderilmesini öngörüyordu. Devlet Arşivleri, bu kanun uyarınca bazı bakanlıklardan ellerinde bulunan arşvlik evrakın kendilerine devredilmesini istedi. Talepte bulunulan resmî müesseseler arasında Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’na bağlı Âfet İşleri Genel Müdürlüğü de vardı ve genel müdürlük, sahip olduğu evrakın başına neler geleceğini tahmin edemeden, binlerce belgeyi gayet iyi niyetli bir şekilde Devlet Arşvleri’ne gönderdi. […] Bakanlıklardaki belgeler bazen listelenerek ama bazen listelemeye bile gerek duyulmadan çuvallara doldurulup arşive yollanıyordu. Taşıma işi de, kamyoncu kooperatiflerine yahut kargo şirketlerine havale edilmişti. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın Doğu Anadolu’daki birimlerinden yüklenen onbinlerce iskân belgesini taşıyan bu kamyonlardan biri, geçen senenin sonlarında yolunu kaybetti. Ankara’ya doğru yola çıkan kamyon, devlet arşivlerinin depoları yerine Ergazi semtindeki imha ve balyalama ünitesine gitti ve yükünü boşalttı. […] Yetkililer işin farkına vardıklarında artık çok geç olmuş, onbinlerce belge bir güzel imha edilip SEKA’ya gönderilmek üzere balya haline getirilmişti. […]Ve netice: İmha edilen Doğu bölgesi ile ilgili iskân evrakının sadece yüzde onu kurtarılabildi, geri kalanı da devlet arşivlerimizin dünyada bir ilk olan „kıyılmış kâğıt seksiyonuna. kaldırıldı. Mâlum iskân evrakı üzerinde çalışmak isteyen araştırmacılara, aylardan buyana verilen cevap ise, tahmin edeceğiniz gibi: „Belgeler tasnif aşamasındadır!. deniyor.”

DEVLET TARİHÇİSİ KEMAL ÇİÇEK: “ERMENİLER TÜRKİYE’DEN TAZMİNAT ALAMAZ”

13 Ağustos 2010 tarihli çeştli mecralarda yayınlanan habere göre Amerikan arşivlerinden çıkan belgeler, ABD’de yaşayan Ermenilerin Türkiye’den tazminat alamayacağını “kanıtlamış”. Haber, el konulan Ermeni malları nedeniyle ABD’de Türkiye devleti, Merkez Bankası ve Ziraat Bankası aleyhine tazminat davası açılması üzerine Türk medyası tarafından heyecan ve coşkuyla karşılandı, sayısız gazete ve internet portalında geniş yer verildi. “Herkes rahat olsun” diyerek tazminat korkusuna kapılanları yatıştırmaya çalışan Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Masası Başkanı Prof. Dr. Kemal Çiçek’in “Amerikan arşivlerinden çıkardığı belgelerle, ABD’de yaşayan Ermenilerin Türkiye’den tazminat alamayacağını kanıtladığı” yazıldı.

Tazminat konusunu 4 yıl önce çalışmaya başladıklarını ifade eden Çiçek, Amerikan arşivlerinde yaptığı titiz çalışma sonucunda, 2 yıl önce tazminat taleplerini çürütecek belgelere ulaştıklarını belirtiyor. Çiçek’e göre, Türkiye zaten tazminatını ödemişti. Lozan Anlaşması hükümleri uyarınca çerçevesinde kurulan komisyonlar, çalışmalarını 1934.e kadar sürdürmüş, “yapılan pazarlıklar” sonucunda Türkiye 22 Eylül 1934.te 1 milyon 300 bin dolar ödemeyi kabul etmiş, 8 yıl içinde 900 bin dolar ödenmişti. Kemal Çiçek’in “herkes rahat olsun” ünlemesi, Türkiye.nin soykırımı tanımamasının önemli nedenlerinden birine, yağmalanan malların hesabının sorulmasından duyulan korkuya işaret ediyor.

13.8.2010 tarihli Radikal gazetesinde de Prof. Dr. NurGen Yazıcı, zaman aşımı gerekçesiyle Ermenilerin tazminat davası açamayacağını yazdı.

TAZMİNAT HABERİNİN ANAAKIM TÜRK MEDYASINDA YANSIMASI:” ERMENİ LERİN GÖZÜ GÖZÜ ÇANKAYA”

Haber Türk Gazetesi, ABD.deki tazminat davasını, Nevzat Onaran’ın Belge Yayınları’ndan çıkan ve Ermeni soykırımının yağma ve talan boyutunu inceleyen  “Emval-i Metruke Olayı” kitabıyla birleştirerek okurlarını aydınlattı: “Ermenilerin Gözü Çankaya’da”. Sibel Hürtaş/Tülay Kubatlı imzalı haberde, Nevzat Onaran’ın kitabında bahsi geçen Ermenilere ait 5 önemli mülk arasında Çankaya köşkünün de bulunduğu belirtilerek, tazminat davalarını “Çankaya.ya göz dikmek” olarak yorumlandı. Haber, okurlara Türk toplumunun paranoyalarını besleyecek şekilde sunuldu: “Ermenilerin Yeni Hedefi – Türkiye.den milyarlarca dolar tazminat isteyen Ermeniler şimdi de 5 önemli mülk üzerinde hak iddia etmeye hazırlanıyor.”

DIŞİŞLERİ SİNDEY’DE SÜRYANG SOYKIRIMI ANITI AÇILMASINI KINADI

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Selçuk Ünal, Sidney’in Fairfield Bölgesinde “tarihi çarpıtan ve Türkiye’yi itham eden” bir ‘Asuri Soykırımı’ anıtının açılmış olmasını kınadıklarını belirtti. Ünal, konuyla ilgili bir soruya verdiği yazılı yanıtta, “7 Ağustos 2010 günü Sydney’in Fairfield Bölgesinde tarihi çarpıtarak ülkemizi itham eden bir ‘Asuri Soykırımı’ anıtının açılmış olmasını kınıyoruz. Federal yetkililerin, iki ülke ilişkilerine hiçbir şekilde katkıda bulunmayacak bu maksatlı faaliyete iştirak etmiş olmasını esefle karşılıyoruz” ifadesini kullandı.

Sözcü, “anıtın, aralarında özel tarihi bağlar bulunan Avustralya ile Türkiye’nin mükemmel ilişkilerini zehirlemekten medet uman çevrelerin, tarihin siyasi çıkar için yeniden yazılmasına yönelik gayrı ahlaki arayışını” gösterdiğini dile getirdi. Bu yöndeki çabaların federal düzeyde de desteklenmiş olmasını “vahim ve kabul edilemez bir gelişme” olarak değerlendiren Ünal, anıtın açılışının, Avustralya’da yaşayan Türklerde de “infial ve hayal kırıklığı” yarattığına işaret etti.

KRİPTO ERMENİLER ARANIYOR

Rusya’da yayınlanan “yerkramas.org” sitesinde 6 Ağustos 2010 tarihinde yayınlanan bir haberde, Türk istihbaratının “misafirperver Vanlılar” arasında kripto Ermenileri aradığı ileri sürüldü. Haberde şöyle deniliyor: “Akhtamar adasındaki Surp Khaç Kilisesi.nde yapılacak ayin günü 19 Eylül yaklaştıkça Türkiye yöneticileri, çeşitli yollarla dünyanın dikkatini sözde „iyi niyetlerine. çekmek istemektedirler. Özellikle kilisenin açılış törenine „kitlesel olarak. katılmak isteyen Diaspora Ermenilerini evlerinde ağırlamak arzulayan çok sayıda Vanlı dikkatlerini çekmiştir. Van.da yerel yayın yapan gehrivan gazetesi imtiyaz sahibi Aziz Aykaç’ın verdiği bilgiye göre 6 bin aile, evlerini Ermenilere açmak istediğini söylemiştir. Ancak gazetemiz tarafından bir Vanlı okurumuzdan edinilen habere gore Vanlıların hareketliliği, Türkiye yöneticileri için bir sürpriz oldu ve istihbarat hizmetlerinde rahatsızlık uyandırdı. Vanlıların, evlerinde Ermenileri ağırlama arzusu, Türkiye İstihbarat servisinde bu ailelerin Van Ermenilerinin nesilleri oldukları ve Ermeni asıllı olduklarını sakladıkları hakkında şüphe doğurdu. Şu an Türkiye İstihbarat Hizmetleri ilgili birimleri, bu ailelerin etnik kimliğini ortaya çıkarmak amacıyla çalışmalar yapmaktadırlar. Bu kontroller sonucu birkaç aileye evlerinde Diaspora Ermenilerini ağırlamaya izin verilmemiştir. Sözde „Kripto Ermeni. olan Vanlı habercimiz de bu Ermenilerden biriydi ki, bir süre Krasnodar bölgesinde kontratla çalışmışve bir Diaspora Ermenisini evinde ağırlama arzusunu ifade etmişti. Anlaşılır sebeplerle adını belirtmemekteyiz.”

BİR SÜRYANİ MİDYAT’TA ŞARAP FABRİKASI KURMAYA KALKARSA…

Radikal gazetesinde Oral Çalışlar, 4 Ağustos 2010 tarihli yazısında Yuhanna Aktaş’ın Şarap fabrikası kurma girişimi üzerine yaşadığı baskı ve engellemeleri anlattı. Yuhanna Aktaş’ın evi polislerce basıldı, darp edildi. şimdi de fabrikasına yol ve su getirme, üretim izni alma çabaları engelleniyor. Fabrikanın inşa çalışmaları sırasında yaşadıklarını Yuhanna Aktaş şöyle anlatıyor: “Demirci demir vermez, çimentocu çimento vermez, traktör gelmez, sıvacı, duvarcı gelmez. Gıda mühendisi bulmak için aylarca mühendis aradım. Ancak Diyarbakır’da bir tane kimyager buldum. Çünkü günahmış.Tesis kurma iznimi Ankara TAPDK (Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu).dan aldıktan sonra, bir gece ansızın evim polisler tarafından basıldı. Evimin kapısı kırılarak çocuklarımın gözü önünde darp edildim. (…) Devlet su vermez, elektrik vermez, yol yapmaz. (…) Hâlâ devlet bana yol yapmadı, su vermedi, telefon vermedi. (….) Fabrikamı Süryaniliğe yakışacak bir şekilde ve Süryani mimarisine uygun Midyat.ın işlemeli taşlarından çok muhteşem bir şekilde bitirdim. Bir türlü üretim izinlerimi alamadım. gimdi de enerji nakil hatlarının geçtiği arazi sahipleri direklerimi kaldırmakla beni tehdit ediyorlar.”

DİYARBAKIR’DA PROTESTAN MEZARLIĞI SIKINTISI

15 Ağustos 2010 tarihli Diyarbakır Söz gazetesi haberine göre Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi sayıları her geçen gün artan Hıristiyan cemaat üyelerinin talebi üzerine özel mezarlık yaptırdı. Merkez Bağlar İlçesi Yeniköy mezarlıklar bölgesinde 3 dönüm üzerinde 500 kişilik yapılan mezarlıkta şu an 2 dolu mezar bulunuyor. Protestan Hıristiyan cemaatini sevindiren mezarlık tabelası ise sıkıntıya yol açtı. Belediye yörede aşırı muhafazakâr olan halkın tepkisini çekmemek için mezarlığa Süryani Mezarlığı ismini verdi. „Biz Süryani değiliz. diyen Protestanlar tabelanın „Hristiyan Mezarlığı. olarak değiştirilmesini istedi. Ancak belediye Hristiyan sözcüğün provakatif eylemlere yol açacağı düşüncesiyle „Azınlıklar Mezarlığı. olarak uygun gördü.

DEVLETİN BAKANI SÜNNETLİ/ SÜNNETSİZ AYRIMIYLA ETNİK/ DİNSEL KÖKEN PEŞİNDE

AKP hükümetinin en üst düzey temsilcileri konuştukça kendilerini ele veriyor. Bu kez Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Ermenileri “terör” ile bağlantılandırarak, derinlere kök salmış Ermeni düşmanlığını en yetkili ağızdan teşvik etti. Çiçek, 24 Ağustos.ta OSTGM Organize Sanayi Bölgesi’nde yaptığı konuşmada “Sadece Ermeni terörü de değil, Ermeni terörü ile PKK terörü arasında yakın işbirliği var, bunlar kan kardeşidir. O devreden çekildi, işi bu tarafa verdiler. Zaten, özür dilerim, bir kısım teröristlerin sünnetsiz oluşu, size çok şeyi ifade ediyor demektir. Yani bu, bir rivayet falan değil, biz kimin ne olduğunu iyi biliyoruz” şeklinde konuştu.

RUM ADASI TENEDOS/BOZCAADA’DA GAYRİMÜSLİMLERE DÜŞMANLIK

1 Eylül 2010 tarihli Taraf gazetesindeki sütununda, devletin 30 Ağustos’u nasıl “coşku”yla kutladığını anlatan Roni Margulies anlatıyor: “Gece meyhaneden çıktım, odama dönüyorum. Caminin önünden geçtim. Dışına ışıklı dijital bir pano takılmış. Okudum: “Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin; onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. şüphesiz Allah, zalimler kavmine hidayet vermez.”

Rumları kovduğumuz, kaçırttığımız yetmedi, bir de onları kendi anayurtlarında düşmanlık ve nefretle anıyoruz.