Eki 272010
 

Nefret söyleminin temelinde önyargılar, ırkçılık, yabancı korkusu veya düşmanlığı, taraf tutma, ayrımcılık, cinsiyetçilik, homofobi, vb. yatar. Kültürel kimlikler ve grup özellikleri gibi unsurlar nefret söyleminin kullanılmasını etkiler; yükselen milliyetçilik ve farklı olana tahammülsüzlük gibi koşullarda, nefret dili yükselir ve etkisini arttırır.

1997 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi nefret söylemiyle ilgili bir “Tavsiye Kararı” kabul etti. Bu kararda nefret söylemi şöyle tanımlanmıştır: “Irkçı nefret, yabancı düşmanlığı, antisemitizm veya hoşgörüsüzlük ifade eden saldırgan milliyetçilik de dâhil olmak üzere, hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her türlü ifade biçimidir.[17]

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, içtihatlarında net bir tanımı kabul etmemiş olsa da, bu kavramı dini hoşgörüsüzlük dâhil, hoşgörüsüzlükten kaynaklanan nefreti yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı çıkaran ifade biçimleri için kullanmaktadır.

Nefret suçları ve nefret söylemini şu şekilde karşılaştırabiliriz:

Nefret Suçu: Suç + Önyargı/Nefret = Nefret Suçu

Nefret Söylemi: Önyargı/Nefret = Suç olarak düzenlenmiş olabilir de olmayabilir de. Ancak nefret söylemi çoğu kez nefret suçlarının önünü açmakta, bu suçları teşvik etmektedir.

Nefret söylemi tahammülsüzlüğün ve hoşgörüsüzlüğün dışavurumu olarak nitelendirilebilir. Nefret söylemi içerisinde aşırılık barındırır, aşırılık taşıyan önyargılardan oluşur.[18] Bu tahammülsüzlük ve hoşnutsuzluk adaletsizliklere, başkalarının haklarının gasp edilmesine, barışı yaralamaya yol açabilme potansiyeline de sahiptir.

Nefret söyleminin çeşitli boyutları vardır. Bunlardan biri olan politik boyutu itibariyle, “demokratik mücadele ile mağlup edilen tüm gerici fikir ve teorileri yeniden canlandırma amacı güden, dolayısıyla demokratik mücadelenin kazanımlarını yıkmayı amaçlayan bir söylem”dir. Buradan hareketle, nefret söyleminin yozlaştırıcı ve demokratik düzeni yaralayıcı bir yönü olduğunu da söylemek mümkün.[19]

Nefret söyleminin bir boyutu da salt söylem olarak kalmaması, teşvik veya provoke edici bir yönünün de olmasıdır.  Nefret söyleminin oluşmasında, dile gelmesinde belirli bir artalan vardır ve bu arka planda aşırılaşan önyargılar rol oynar. Tarlach McGonagle nefret söylemini şu şekilde tanımlar:  “Nefret söylemi geniş bir spektruma yayılan olumsuz bir söylemdir. Bu söylem esnektir, çünkü nefretten yola çıkarak nefreti teşvik etmeye varabilen, suiistimale, aşağılamaya, hakarete, yermeye dayanan kelimeler ve sıfatlardan oluşan öte yandan da aşırı önyargılardan bağımsız olmayan bir söylemdir”.[20]

Nefret söyleminin demokratik bir topluma olumsuz yansımaları çeşitli şekillerde sirayet eder.

Nefret söyleminin en belirgin sonuçlarından bir tanesi mağdurlarını sessizleştirmesidir. Nefret söylemini gerçekleştirirken telaffuz edilen kelimeler belirli gruplar hakkında çeşitli klişeler yaratarak onların ötekileşmesine sebep olabilir ve bu söylemin devam ettirilerek yeniden üretilmesi halinde çeşitli gruplar üzerindeki baskı artar. Tüm bu faktörler hedefteki grupları sinikleştirir, pasifleştirir ve demokratik bir sisteme eşit bir şekilde katılma cesaretlerini veya motivasyonlarını kırar.

Demokratik bir toplum, müzakerelerin gerçekleştiği ve farklı bakış açılarının açık görüşlülükle ifade edildiği bir toplumsal alanı gerektirir. Farklı düşüncelerin temsili ve farklı görüşlerin değerlendirilmesi karşılıklı saygı kültürünün ve hoşgörü ortamının var olmasını gerekli kılar. Nitekim nefret söylemi karşılıklı saygıyı zehirler, nefret söyleminin hedefindeki gruplar müzakere süreçlerine, demokratik yaşama katılımda yavaş yavaş geri çekilmeye başlar. Nefret söylemi, hedefindeki gruplara toplumun bir parçası olmadıklarını dikte eder, dolayısıyla bu grupların tartışma, müzakere etme sürecine katılmaları için şevkleri kırılmış olur. Hedefteki gruplar demokratik bir toplumda katkılarını sunamaz hale gelir ve tüm müzakereler, onların katkıları olmadan devam eder.

Öte yandan katkılarını sunmak için hedefteki gruplar çaba gösterse dahi adil bir şekilde seslerini duyuramazlar, hor görüldükleri için sundukları tüm katkılar taraflı bir şekilde değerlendirilir.[21]

Dolayısıyla nefret söylemi karşılıklı saygıyı, hoşgörü kültürünü zedeler ve çeşitli bakış açılarının adil bir şekilde değerlendirilmesini, mütalaa edilmesini engeller.

Nefret söylemi, içinde potansiyel şiddeti de barındırır. Nefret söyleminin işlevlerinden birisi de şiddetin altyapısını hazırlamasıdır. Bunu, çeşitli inançlar veya yargılar ağı yaratarak gerçekleştirir. Tsesis’e göre şiddet sosyal inançlar, gelenekler, metaforlar ve çeşitli grupları aşağılayan ve nesneleştiren klişeler aracılığıyla meşru kılınır.[22]

Dolayısıyla nefret söylemi, içinde suç potansiyelini de barındırır; kelimeler, cümleler taşlara, mermilere dönüşebilir. Azınlıklara karşı gerçekleştirilen nefret söylemine göz yumuldukça “nefret edilen grupların” en temel insan haklarına sahip olmak için dahi değersiz görüleceği riski ortaya çıkar.

Toplumsal algılarımızı şekillendiren önemli unsurlardan biri medyadır. Bu bağlamda medya, dünyada ve Türkiye’de olumlu ve yapıcı olabileceği gibi, aynı zamanda nefret suçlarına yol açan ayrımcılığı oluşturan ve besleyen önyargıların, kısaca nefret söyleminin oluşmasında ve yaygınlaştırılmasında en etkili araçlardan biri olabilmektedir. Medyanın nefret suçları kapsamında ele alınabilecek eylemleri haberleştirme, kullanılan dil ve mağdurları ya da olayı sunma şekli, eylemi meşrulaştırmaya ve suçun altında yatan ayrımcılığı gizlemeye yol açabilmektedir.

Çeşitli araştırmalar, medyada da önyargıların varlığını ortaya çıkarmaktadır. Medyanın tarafsızlığına ilişkin pratik sınırlar, gündelik yaşamda vuku bulan tüm hikâyelerin ve olguların haber olarak verilmesinin imkânsızlığı ve bu nedenle de bir seçiciliğin zorunlu olmasıyla başlar. Siyasi baskılar, sansür vb. olgular da medyanın eğilimleri üzerinde etki yaratır. Medyanın piyasa koşullarına tabi olması, hedef kitlenin beklentileri, reklam veren kurumların baskısı, medya kurumu sahibinin dünya görüşü ve kuruma alınan personelin seçimi gibi faktörler de medyanın yayın çizgisini belirler. Medyanın siyasi çizgisi ise çoğu kez kurumun sahibi ve çalışan gazetecilerin siyasi aidiyetleri ve buna bağlı ideolojik tutumlarıyla belirlenir. Medya, içinde bulunduğu coğrafyadaki hâkim sınıfsal, siyasi, kültürel, bölgesel olgular etrafında bölünmüş ve çoğu kez de taraf konumundadır.

İdeolojiler kendilerini dil ile ifade edip biçimlendirir. Dili kullananların seçtiği sözcükler, sözcük öbekleri, konuşma biçimi, anlatımı hatta cümle kurma yetileri söylemin (diskur) oluşmasında çok büyük bir etkendir. Medya, dil konusunda da önemli zaaflara sahiptir. Dünya hızla küreselleşirken, haberler çok sınırlı sayıda dil kaynağı üzerinden yansıtılmaktadır. Aynı ulusal sınırları paylaşan çok kültürlü bir yapıya sahip toplumlarda bile bölgeler arasında dil önemli bir bariyer olabilmektedir.

Dolayısıyla etnik kimlikler, din veya dile dayalı azınlık grupları hakkındaki haberlerde, dikkate alınacak özel bir yaklaşımın olması kaçınılmazdır. Reuters’in şu uyarısı bu konudaki temel yaklaşımı net bir şekilde tarif ediyor: “Bir kişinin ırk, renk, etnik veya dini aidiyeti, sadece konuyla bir bağlantısı olduğu takdirde belirtilmelidir.”[23]

Ancak medyada haberlerin yansıtılışına bakıldığında, bu temel ilkeye uyulmadığını görmek zor değil. Dil aynı zamanda üstü örtülü bir önyargıyı da yansıtabilir. Kelimelere yüklenen ek anlamlar bu konuda çoğu kez etkili bir yöntem olabilmektedir. Örneğin, medyanın bir grubu “terörist”, “özgürlük savaşçıları” veya “isyancılar” olarak belirtmesi büyük fark yaratmaktadır.

Gerek Avrupa’da gerekse Türkiye’de medya kurumları ve meslek örgütlerinin dilin kullanımına dair örnek teşkil edecek bazı girişimleri mevcut.

Gazetecilerin bu konuda dikkat etmesi gereken noktalar bakımından, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin hazırladığı “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi” şöyle diyor:

“Gazeteci başta barış, demokrasi, insan hakları olmak üzere insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur. Milliyet, ırk, etnisite, cinsiyet, din, dil, sınıf ve felsefi inanç ayrımcılığı yapmadan tüm ulusların, tüm halkların ve tüm bireylerin haklarını ve saygınlığını tanır. İnsanlar, topluluklar ve uluslararası nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır. Bir ulusun, bir topluluğun ve bireylerin kültürel değerlerini ve inançlarını veya inançsızlığını doğrudan saldırı konusu yapamaz.”[24]

Örneğin Britanya’da Ulusal Gazeteciler Sendikası (NUJ), üyelerinin “ırk” ilişkilerine dair konuları nasıl ele almaları gerektiği konusunda ayrıntılı bir kılavuz yayımlamıştır.[259 Söz konusu kılavuzda, göçmenler, ilticacılar, “ırk” meseleleri, ırkçı örgütler ve Romanların nasıl ele alınması gerektiği konusunda oldukça pratik ve yararlı bazı stratejilere yer verilmektedir.

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun (FIJ) hazırladığı “İnsan Hakları Haberciliği El Kitabı” ise “etnik kimlikler” konusunda gerekli yaklaşımı şöyle belirtiyor:

“Gazetecilerin etnik olarak bölücü habercilikle ilgili daha keskin ve net bir yaklaşım geliştirmeye ihtiyacı var. Bu, devlete medyayı sansürleme ve yasaklama yolunda daha fazla güç vererek yapılamaz. İnsanların etnisitelerini onları onlar yapan şeyin bir parçası olarak gören gazeteciliği öne çıkararak, aynı etnisiteden olan insanların arasında büyük farklar olduğunu gösteren ve ihtilafları körükleyen etnik mitleri soruşturan (dolayısıyla da genellikle dağıtan) bir gazetecilikle yapılabilir. Etnisite ve kimlik üzerine daha az yerine daha çok yazar ve yayın yaparsak, anlayışa da daha çok katkıda bulunabiliriz.”[26]

Tüm bu etik kurallar ve yaklaşımlara rağmen, pratikte medya çalışanları arasında çok farklı önyargı saikleri söz konusu olabilmektedir. Bu konuda yapılan bazı araştırmalarda, tartışmalı konularda yapılan haberlerde gazetecilerin kendi eğilimlerini yansıttıkları tespit edilmiştir. Önyargıların yansıtıldığı bazı konuları şöyle sıralayabiliriz:

Siyasi önyargılar: Belirli siyasi partiler, adaylar veya politikalara yönelik önyargılar.

Şirketler lehine önyargılar: Siyasi haberlerin, belirli şirketlerin lehine sonuçlar elde edecek ve medya kurumu sahibinin çıkarları doğrultusunda yansıtılması.

İnançlara yönelik önyargılar: Belli bir inancın, diğerlerine göre kayrılarak yansıtılması.

Belli gruplara yönelik önyargılar: “Irk”, cinsel kimlik, yaş, sınıf, cinsel yönelim veya etnisite gibi karakteristik özelliklere dayalı gruplara ait haberlerin önyargılı verilmesi.[27]

Kamuoyunun duyarlılığını ve farkındalığını arttırma konusunda medyaya önemli görevler düşmektedir. Medya nefret suçlarını insan hakları odaklı habercilik bağlamında ele almalı, haber üretim ve sunum aşamalarında nefret suçlarının hedefi konumundaki grupların temsilini ve katılımını gözardı etmemelidir. Türkiye’nin nefret suçları yasasına acil olarak kavuşması gerektiği konusunu medya da gündeminde tutmalıdır.

Sorumlu ve demokratik bir medya “biz” ve “onlar” kutuplaşmasını beslemek ve pekiştirmek yerine, karşılıklı iyi niyet, anlayış ve saygıya dayalı kültürlerarası diyaloğa zemin hazırlamalıdır.

Sonuç itibariyle nefret söylemi sadece insan hakları bakımından değil meslek ilkeleri bakımından da engellenmelidir. Medya kurumu veya gazeteci bunu engellemezse, suç olan ve yasaklanması gereken eylemlere destek vermek, yardımcı olmak anlamında rol oynamış sayılır.

Dipnotlar:

17  Council of Europe – Committee of Ministers, Recommendation No. R (97) 20 of the Committee of Ministers to Member States on “Hate Speech”, (Adopted 30 October 1997 at the 607th meeting of the Ministers’ Deputies)

18  Robert Post, “Hate Speech” in  Extreme Speech and Democracy, eds I. Hare & J. Weinstein, Oxford University Press,  New York, 2009, p.123

19  Kevin, Boyle  “Hate Speech – The United States Versus the Rest of the World?” , Maine  Law Review, vol. 53,  2001, p.493

20  Tarlach McGonagle, “Wresting (Racial) Equality from Tolerance of Hate Speech”,  Dublin

University Law Journal (ns) 21, 2001, p 23.

21  David O. Brink, “Millian Principles, Freedom of Expression and Hate Speech”, Legal Theory, vol 7,2001,  p.140-1

22  How hate speech paves the way for harmful social movements, Alexander Tsesis, New York, New York University Press, 2002.p 81-82

23  Aktaran: Richard Keeble, Ethics for journalists, Routledge, 2001, (“Google Books” çevrimiçi hizmeti üzerinden okunmuştur)

24  http://www.tgc.org.tr/bildirge.html

25  http://www.nuj.org.uk/getfile.php?id=388

26  http://bianet.org/bianet/bianet/90912-irkci-ayrimci-yorumlari-yayinlamayin

27  http://en.wikipedia.org/wiki/Media_bias

***

© Sosyal Değişim Derneği 2010

Metin aşağıdaki şekilde referans verilmek suretiyle kullanılabilir:

Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 Yıl, 10 Örnek, Sosyal Değişim Derneği Yayınları, 2010