Eki 272010
 

Esra Açıkgöz

Geç de olsa, yakında Türkiye’nin de bir ayrımcılık yasası olacak. “Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu”na ilişkin kanun tasarısı taslağı hazırlandı. 21 maddelik taslak, “cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, etnik köken, cinsel kimlik, felsefi ve siyasi görüş, sosyal statü, medeni hal, sağlık durumu, engellilik, yaş ve benzeri temellere dayalı ayrımcılığın yasaklanmasını” öngörüyor. Peki bu taslak ayrımcılığı engelleyebilecek mi? Türkiye’de yeniden yükselmeye başlayan milliyetçi dalga düşünülürse, daha çok nefret suçuyla, ayrımcılıkla karşılaşacağız.

Üstelik bu suçlar, medya aracılığıyla çoğaltılıyor. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi, Sosyal Değişim Derneği’nin “Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 Yıl 10 Örnek” projesinin danışmanlarından Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu anlatıyor.

21 Mart Dünya Irkçılıkla Mücadele Günü. Türkiye’de ırkçılığın olmadığı söylenir…

– Tam aksine Türkiye’de ırkçılık büyük bir sorun. Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Önlenmesi Komitesi’nin Mart 2009 tarihli Türkiye raporunda; Türkiye’de ırk temelli nefret ile işlenen suçların yoğunluğu ve devletin uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri dikkate alındığında, kanunda gerekli değişikliklerin bir an önce yapılması gerektiği vurgulanmış. Avrupa Konseyi’ne bağlı “Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu”nun (ECRI) 2005 tarihli Türkiye raporunda da, güvenlik güçlerinin azınlık gruplarına karşı kötü muamelede bulunduğu, medya ve kamuoyunda azınlık gruplarını “aşağılayan”, özellikle de bazı basın organlarında antisemit yayınların yapıldığı ve ders kitaplarında, “dini azınlıklara” yönelik kötü ifadelerin kullanıldığı belirtilmişti. 6-7 Eylül 1955 olayları, yakın zamandaki Rahip Santoro cinayeti, Malatya katliamı, Seferihisar ve Kemalpaşa’daki linç girişimleri, Dink cinayeti gibi olayların olduğu Türkiye’de “Irkçılık yoktur” demek inkârcılığa girer.

– Aslında ırkçı, milliyetçi, ayrımcı söylemler en çok da medyayla taşınıyor. Siz, “Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 Yıl 10 Örnek” projesinin de danışmanlarındansınız. Bu proje neyi amaçlıyor?

– Projeyle, toplam tirajın yüzde 80’ini oluşturan 20 gazeteyi tarıyoruz. Amaç, kamuoyunda ve medyada farkındalık yaratmak, Türkiye’nin nefret suçu yasasına kavuşmasını sağlamak.

– Medya nefret suçlarını en çok kimlere karşı işliyor?

– Medya egemen ideolojinin bir aygıtı olarak milliyetçiliği, ırkçılığı yeniden üretirken toplumsal öfke ve nefret duygularının ötekilere karşı yöneltilmesine neden oluyor. Ana akım medyanın içselleştirdiği “biz”lik tanımı, toplumdaki egemen ideoloji tarafından biçimlenmiştir. Buna göre biz Türküz, Müslümanız hatta Sünniyiz, heteroseksüeliz, erkeğiz, muhafazakârız, halkçıyız… Biz’lik tanımına uymayan herkes “öteki”leştiriliyor. En çok farklı etnik azınlıklara, lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, transeksüel, -ağırlıklı olarak eşcinsellere- kadınlara (töre ve namus cinayeti haberleri) karşı nefret suçu işleniyor. Mesela; “Yahudi işadamının borç intiharı”, “Ermeni kuyumcu çeteden gözaltında” türünden başlıklar sorunlu. Haberin içeriği ile ilgisi olmamasına rağmen, etnik kimlik ön plana çıkarılıyor. Geçmişteki “Hrant kaşıyor”, “Ya Sev, Ya Terk Et” başlıkları da medyanın hedef gösterdiği başlıklara örneklerden.

– Spor haberleri de nefret söylemlerini körüklüyor. Son günlerde maçlarda yaşanan olaylar, onların medyada sunumu…

– Spor medyası da nefret suçunu ciddi olarak körüklüyor, Türklük, Türkiye, canım Türkiyem, vatan, ay-yıldız gibi söylemler sıklıkla kullanılıyor. “Hindi dediniz bize nasıl yedirdik size” türünden başlıklarla şiddet kültürü yeniden üretiliyor.

– Son zamanlarda işlenen, en çok aklınızda kalan, sizde yer eden nefret suçu neydi?

– İçerik olarak farklı üç nefret suçu örneği verebilirim. Geçen yıl, yanılmıyorsam Ocak 2009’da, kucaklarına bir köpek alarak ve “Köpeklere giriş serbesttir”, “Bu kapıdan Yahudiler ve Ermeniler giremez” yazılı pankartlar taşıyan şahıslar bir basın açıklaması yapmışlardı. Bir ikinci örnek, Bakanın yaptığı “Eşcinsellik hastalıktır” açıklaması. Bir başka örnek de bir köşe yazarının “keşke PKK’li terörist olsam, seks kölem de Rojin olsa dağda yaşasak” diye yazdığı makale. Her ne kadar yazar mizah yapmaya çalıştığını açıklasa da, Rojin’in “kadın” ve “Kürt” kimliğine karşı “suç” işledi. Birinci örnek ile diğer iki örnek farklı gibi gözükse de, sonuçta üçü de içinde önyargı ve ayrımcılık unsurlarını barındırıyor.

– Nefret suçlarına dair medyaya düşen görev nedir?

– Kamuoyunun duyarlılığını ve farkındalığını yaratma, arttırma konusunda medyaya önemli görevler düşüyor. Şüphesiz nefret suçu haberlerinin veriliş biçimleriyle ilgili, nefret suçunun işlenme nedenlerinin irdelenmesi, 5N 1K’dan neden sorusuna cevap aranması, nefret suçlarının yaygınlaşmasına veya görmezden gelinmesine yol açıp açmaması, kurbanın suçu hak ettiğine dair önyargılı tutum gibi karmaşık sorulara yanıtlar bulmak kolay değil. Medya nefret suçlarını insan hakları odaklı habercilik bağlamında ele almalı, haber üretim ve sunum aşamalarında nefret suçlarının hedefi konumundaki grupların temsilini ve katılımını göz ardı etmemeli. Türkiye’nin acil olarak nefret suçları yasasına kavuşması gerektiğini gündeminde tutmalı. Sonuçta sorumlu ve demokratik bir medya “biz” ve “onlar” kutuplaşmasını beslemek ve pekiştirmekle uğraşmaz, aksine karşılıklı iyi niyet, anlayış ve saygıya dayalı kültürler arası diyalog için zemin hazırlar.

Kaynak: Cumhuriyet