Kas 152010
 

Türkiye Avrupa Sanal Suçlarla Mücadele Sözleşmesi’ne imza attı.

Sözleşme, TBMM onayından sonra yürürlüğe girecek. Daha sonra ulusal yasaların bu sözleşme hükümlerine göre yeniden düzenlenerek uyarlanması gerekiyor. Ancak hükümetin bu sözleşmeyi iç hukuka ne zaman ve daha da önemlisi nasıl uygulayacağı ise belli değil.

Siber suç tanımı ortaklaşıyor

Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi, siber suçlara ilişkin düzenlenen ilk belge olma özelliğini taşıyor. Sözleşmeyi şu ana kadar 39’u Avrupa Konseyi üyesi toplam 43 ülke imzaladı. Sözleşmenin temel amacı siber suç tanımının ortaklaştırılması. Ancak başta ırkçılık konusu olmak üzere bir çok konuda bu noktada ortaklık yakalanamıyor. Bir ülkenin ırkçı gördüğü bir hareket diğerinde başka bir şekilde tanımlanıyor.

48 maddeden oluşan Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi, özellikle telif haklarının ihlalleri, bilgisayarlarla ilgili sahtekarlık eylemleri, çocuk pornografisi, ağ güvenliğine ilişkin suçları tanımlıyor. Sözleşme, taraf olan ülkelere, tanımlanan suçların işlenmesi ve söz konusu suçların işlenmesine yardım veya yataklık yapılmasını ulusal mevzuatta cezai bir suç olarak tanımlanma ve gerekli yasama işlemlerini ve diğer işlemleri yapma yükümlülüğü getiriyor.

Sözleşme, söz konusu suçlara yönelik soruşturma ve kovuşturmaların yanı sıra işlenen suçlara delil teşkil edebilecek verilerin toplanması, saklanması, araştırılması ve el konulması gibi ulusal düzeyde alınması gereken önlemleri de içeriyor.

2003 tarihli Ek Protokolünde, taraf devletlerin bilişim sistemleri yoluyla ırkçı ve yabancı düşmanlığı nitelikli içeriğin yayılmasını/propagandasını suç saymalarını gerektirirken “ırkçılık ve yabancı düşmanlığı” suçunun tanımını yapıyor. Özellikle antisemitizmi ve 1940-45 yılları arasında gerçekleşen soykırım veya insanlığa karşı suçların inkârı, aşırı derecede küçümsenmesi, onaylanması veya meşru görülmesi dâhil ırkçılık ve yabancı düşmanlığı içeren tehdit ve aşağılamalar da cezalandırılması gerekli içerik arasında görülüyor.Ancak bu protokol Türkiye tarafından imzalanmadı.

Kişisel hakların korunması büyük sorun

Daha önce sözleşme konusunda görüşlerini aldığımız Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Doç. Dr. Yaman Akdeniz sözleşmenin genel olarak temel hak ve özgürlüklerin korunması anlamında zayıf olduğuna dikkat çekmişti. Türkiye’nin kişisel verilerin korunması konusundaki kanunu Meclisten çıkartmadığına dikkat çeken Akdeniz, 18 Nisan tarihinde yayımlanan röportajında şöyle demişti: “Türkiye’nin çok daha önemli bir sorunu olan kişisel verilerin korunması konusundaki kanunun Meclis’ten çıkartılıp yürürlüğe girmeden de Siber Suçlar Sözleşmesi’ni imzalayıp iç hukuka uyarlaması yanlış adım olur. Temel hak ve özgürlükler kapsamında değerlendirilmesi gereken ve bu günlerde anayasal koruma altına alınması söz konusu olan kişisel verilerin derhal koruma altına alınması lazım. Türkiye, AK’nin 1981 yılında imzaya açmış olduğu Kişisel Nitelikteki Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Şahısların Korunmasına Dair Sözleşme’yi o yıl içinde imzalamasına rağmen, aradan 29 yıl geçmesine rağmen halen bu konuda bir kanun Türkiye’de mevcut değildir. Siber Suçlar Sözleşmesi çerçevesinde sözleşmeyi iç hukuklarına uyarlayan ülkelerin emniyet teşkilatları arasında bilgi alışverişi mümkün olduğu için kişisel verilerin korunması konusu daha da önemli bir hale gelmiştir.”

Kaynak: Etkin Haber Ajansı

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi ve Cyber-Rights & Cyber-Liberties (UK) adlı sivil toplum örgütünün kurucusu Yaman Akdeniz’in “Avrupa Siber Suç Sözleşmesi”ni İmzalamak Yetmez!” başlıklı yazısı için tıklayın. (9 Nisan 2010)