Ara 272010
 

Murat Köylü

Sosyal Değişim Derneği ve DurDe! Girişimi tarafından organize edilen Nefret Suçları Karşıtı Buluşma sona erdi.

Nefret Suçlarına karşı etkinlikler, nefret suçlarına karşı mücadele eden çeşitli sivil toplum kuruluşların bir araya geldiği forum ile tamamlandı. Forumda, nefret suçları yasası çıkarılması doğrultusunda düzenlenecek kampanyanın ayrıntıları tartışıldı.

Buluşma’nın ilk gününde özellikle nefret suçları ile ilgili yasal ve kültürel durum ile farklı kimliklerden sivil toplum örgütleri arasındaki diyalog gereksinimi vurgulanmıştı. İkinci gün ise bu konularda atölye çalışmaları ve geniş katılımlı bir forum yapıldı.
Atölye çalışmalarında medyada yayınlanmış çeşitli haberler tartışıldı. İslamofobik, cinsiyetçi, homofobik ve transfobik haberler incelendi. Diğer bir atölye çalışması da Pozitif Yaşam Derneği’nin HIV/AIDS’e yönelik farkındalık ve savunuculuk sunumu üzerinden gerçekleşti.

Buluşma’nın en renkli ve çok sesli geçen kısmı forum oldu. Buluşma’ya katılan sivil toplum örgütlerini temsilen söz alan konuşmacılar kendi alanlarında karşılaştıkları ayrımcılık, nefret suçu ve nefret söylemi  içeren deneyimleri paylaştılar.
Forumda tartışılan konuların anahatları şöyle:

Forumun açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu özellikle anaakım medya, iktidar ve kimlikler üzerine vurgu yaptı. Haberi bir söylem biçimi olarak gördüğünü söyleyen İnceoğlu, medyada kimliklerin yok sayılabildiğini, imha edilebildiğini, ötekileştirilmiş ve karikatürize edilmiş kimliklere ait öğelerin medya diliyle yeniden üretilmesi ile mevcut güç ve sömürü ilişkilerinin sürdürülebilir halde tutulduğunu belirtti.

İnsan Hakları Araştırmaları Derneği’nde Sıdıka Çetin, “İslami” olarak adlandırılan pek çok sivil toplum örgütünün haklar temelinde geniş skalada çalışmalar yaptığını, ancak medyaya ya da kamuoyuna sadece başörtüsü vb. konularda yansıtıldıklarının altını çizdi. Bununla birlikte Çetin, başörtüsü yasağının sadece İslamofobik değil, aynı zamanda kadına yönelik cinsiyetçi bir tavır da olduğunu söyledi. Türkiye’deki başörtüsü yasağı ya da başörtüsüne yönelik önyargılar nedeniyle yaşanılan insan onuruna aykırı durumlardan örnekler verdi. Ayrıca Sıdıka Çetin’e göre hak temelli sivil toplum örgütlerinde bile sıklıkla rastlanılan “ihlallerin öneminin yarıştırılması ve kıyaslanması; en önemli insan hakları sorunu savunuculuğu” hatalı ve yanlış bir tavır. İhlale uğrayan insanların sayısı da önemli olmamalı, çünkü tek de olsa bir insan hakları sorunu tüm insanlığın sorunu. İnsan hakları mücadelesi veren örgütler dayanışmalılar, birbirlerinin hakkını da savunmalılar ve mücadeleyi büyütmeliler.
Mülteci-Der’den Talat Ulusoyda, önce Sıdıka Çetin’in etkin bir Mülteci-Der üyesi olduğunu; sonra da iltica hakkının temel bir insan hakkı olduğunu anımsatarak forumdaki konuşmasına başladı. Ulusoy’a göre, Türkiye’nin mülteciler ile ilgili koyduğu coğrafi çekince de son derece taraflı ve politik temelli bir durum doğuruyor. Türkiye, Avrupa dışından mülteci ya da sığınmacı kabul etmiyor. Bununla birlikte şu anda Avrupa Birliği ile ilişkiler boyutunda tartışılan Frontex ve geri gönderme anlaşmaları da bu sorunu perçinliyor. Ulusoy, bugünlerde mülteciler veya göçmenler ile ilgili nefret söyleminin artabileceğini belirterek bu grubun medyada özellikle suçlar ile ilişkilendirilerek temsil edilebileceği uyarısında bulunarak konuşmasını tamamladı.
Pozitif Yaşam Derneği’nden Nejat Ünlü, insan hakları savunucularının ya da nefret söylemi ve suçu çalışan örgütlerin bile ayrımcı ve nefret içeren dilden muaf olmadıklarını belirtti. HIV pozitif statüleri ya da HIV ile yaşayan yakınları olması nedeniyle insanların karşılaştıkları çok çeşitli biçimler alabilen ayrımcılıktan yola çıkan Ünlü, “Bir gün HIV’in ilacı bulunabilir. Bir hap ile HIV sorunu ortadan kalkabilir. Ancak sanıyorum ki ayrımcılık için bu böylesine kolaylıkla mümkün olmayacak. O yüzden çalışmak, tanışmak, üretimleri ortaklaştırmak çok önemli ve yaşamsal” dedi.
Belgin Çelik de transeksüel yurttaşlara yaşatılan ırkçılık benzeri ayrımcı ve nefret içeren uygulamalardan bahsederek toplantıya katılan pek çok kişiye yeni bilgiler verdi. Tren vagonlarına doldurulup İstanbul’dan sınırdışı edildikleri günlerden bugünlere gelen bir perspektifi aktaran Çelik medyanın aldığı tutumun ve yansıttığı trans kimliğinin son derece sorunlu ve gerçekdışı olduğunu söyledi.

Çelik, şunları söyledi: “Bununla birlikte, yaygın basının transları –daha doğrusu trans kadınları- neredeyse tamamen kriminalize bir grup olarak sunması nefreti ve cinayetleri körüklüyen önemli bir etmen. Bir diğer etmen de kamu görevlilerinin, polisin ve savcıların tutumu. Transların yaşadıkları sorunlar doğrultusunda polise başvuramıyorlar, hatta karakol önünden geçtiği için polis şiddetine maruz kalan trans yurttaşlar var. Polis translardan “tiksinti duyuyor”, savcılar da bu gruba ait bireylerin yaşadıkları soykırıma ilgi göstermiyor.”

Bu olumsuz tablonun Türkiye ile sınırlı olmadığını da aktaran Belgin Çelik, “demokrasinin kalbi” olarak nitelendirilen İsveç’te bile transların daha yeni şiddete ve tacize maruz kaldıklarını belirtti.
Hrant’ın Arkadaşları adına konuşma yapan Hayko Bağdat ise duygu yüklü bir konuşma yaptı. Geçen sene oynanan olaylı Bursaspor-Diyarbakırspor maçını anımsatan Hayko, maçtan sonra tacize ve nefret söylemine uğrayan Diyarbakırspor’un Başkanı’nın “Biz Ermenistan takımı mıyız, Uganda takımı mı?” gibi sözler sarf edebildiğini; Türkiye’de Ermeni kimliğine yönelik ortak bir fobi ve önyargı olduğunun altını çizdi. Örneğin Hrant Dink’in ölümünde bir araya gelen yüz binler, 24 Nisan anmalarında görülemiyor.

İstanbul LGBTT Sivil Toplum Girişimi’nden Dilara da Türkiye Cumhuriyeti polisinin akılalmaz bir uygulamasını konferans katılımcıları ile paylaştı. Dilara’nın verdiği bilgilere göre polis yakaladığı her “tinerci” için 10, hırsız için 20, “travesti” için de 30 puan alıyor ve bu “cadı avından” geçimini zenginleştiriyor. Bu durum da kolluk kuvvetlerinin yaptığı ihlallerin ve keyfi uygulamaların sayısını arttırıyor. Faillerin yararlandığı “haksız tahrik indirimi” de transseksüellere ya da eşcinselleri hedef alan suçluların daha az ceza almalarına neden oluyor. Ayrıca devletin bu şekilde bir indirime gitmesi, toplumdaki verili “katli caizdir” anlayışına kamusal ve sembolik bir destek de yaratıyor. Dilara ayrıca İstiklal Caddesi’nde yapılagelen eylemlerin artık monotonlaştığını ve bir algı yaratmadığını, yeni, daha uygun ve yaşanılan ihlal ile ilişkili mekanların seçilmesi gerektiğini belirtti.
Nefret Suçları Yasası için

Forumun kapanış konuşmasını yapan DurDe! Sözcüsü Cengiz Algan, Buluşma kapsamında paylaşılan sorunların ve deneyimlerin, yıllardır bu konularda çalışma yapan insanları bile şaşırtabildiğini söyledi. Alğan, “Problemler o kadar çok ki, haberimiz bile olmayabiliyor.” dedi.
Algan, nefret suçları yasası ve platform için şöyle devam etti: “İşte tam da bu yüzden tüm mağdur gruplarının, “ötekileştirilmiş” kimliklerin bir araya gelmesi ve ayrımcılık, nefret söylemi ve nefret suçları ile ortak mücadele etmesi; yani tanışmaları ve yüzleşmeleri gerekiyor. Bu yapının adı platform olabilir, koalisyon denebilir ya da başka bir şey. Nefret suçları yasasının çıkması gibi somut, net ve göreceli olarak dar bir çerçeve içinde yapılacak bir güç birliğine, beblirli ilkeler dahilinde çalışmayı kabul eden her örgüt ya da kişi katılabilmeli. O yüzden hedef ve bu ilkeler net olmalı. Yasanın çıkmasına yönelik kampanya da bu ilkeler ve katılım doğrultusunda planlanmalı.”
Buluşma bu tartışmalar, öngörüler ve mesajlar ile sona erdi. Ancak nefret suçları Türkiye’nin gündeminden ne yazık ki çıkacak gibi görünmüyor. Özellikle medyaya yansıyan nefret söylemi ve suçlarını dikkatle ve dayanışma ile takip etmeye gerek var. Önümüzdeki aylarda ülke gündeminin en önemli konusu haline gelecek seçimler ve anayasa tartışmaları sırasında “kamu görevlilerinin”, yani politikacıların, parti başkanlarının ve topluluk temsilcilerinin hangi dil ve ne tür bir söylem üzerinden siyaset sahnesinde kendilerini var edecekleri çok önemli. Çünkü nefret, ayrımcılık ve insan onuruna yönelik ihlaller özellikle siyasetçiler ve anaakım medya üzerinden kendilerini yeniden var ediyor ve meşruluğunu sürdürüyor.