Ara 182010
 

Murat Köylü

Nefret Suçları Karşıtı Buluşma’nın ilk günü önemli sunumlara ve görüş paylaşımlarına sahne oldu. Sosyal Değişim Derneği ve DurDe! Girişimi tarafından organize edilen Buluşma’da bugün daha çok mevzuat konuları, yasal savunuculuk, kültürel farkındalık, farklı sivil toplum örgütleri arasında diyalog gereksinimi ve toplumsal değişim temaları işlendi.

Nefret söylemi ile suçu arasında yer alan muğlaklık!

Yrd. Doç. Dr. Asuman Aytekin İnceoğlu, nefret suçları tanımını ve bu suçların ayırt edici özelliklerini tartışmaya açarken, özellikle Avrupa Konseyi üyesi ülkelerden örnekler verdi. İnceoğlu’na göre Konsey ülkelerinde de nefret suçları konusunda çok net ve denk bir mevzuat yok. Nefret söylemi ile suçu arasında yer alan muğlaklık, bu ülkelerde de özellikle ifade özgürlüğü bağlamında tartışma yaratabiliyor. Ancak yine de çoğu Konsey ülkesinde yargı organları belirli içtihatler geliştirerek konuyu yargı alanı içinde somutlaştırabiliyor.

AGİT’e göre nefret suçunun iki kriteri

Nefret suçları ile ilgili olarak günümüzdeki en geçerli tanımlamalardan birisi Avrupa Güvenlik Teşkilatı tarafından geliştirilmiş. AGİT’e göre, nefret suçu toplum içinde belli bir gruba karşı hoşgörüsüzlük saikiyle işleniyor. Bir suçun nefret suçu olarak nitelendirilmesi için, iki kriteri karşılaması gerekiyor: Söz konusu eylem, ilgili ceza kanununa göre verili bir suç teşkil etmelidir; ve bu suç önyargılı bir saikle işlenmelidir. AGİT Hoşgörü ve Anti-Ayrımcılık Departmanı’nda çalışmalarını sürdüren Taşkın Tankut Soykan da bu çerçeve üzerinden görüşlerini paylaştı. AGİT’in yasal olarak olmasa da, siyasi olarak bağlayıcı olabildiğini belirten Soykan, yasanın ya da cezaların tüm sorunları çözmeyeceğini belirtirken, hukuki yaptırımın tamamlayıcı ve sembolik bir unsur olarak öneminin altını çizdi.

Sembolik eylem olarak nefret suçları

Nefret suçlarının sembolik birer eylem olduğunu anımsatan Soykan, bu suçlar ile suçun mağduru olan birey ya da bireyler üzerinden toplumun tamamına ve özelde de mağdur olan gruba belirli bir mesaj gönderildiğini söyledi. Bu açıdan nefret suçları yasası yine kamunun aldığı tavırı toplumu oluşturan gruplara iletmesi açısından sembolik ve önemli bir adım olabilir. Bunun dışında Soykan’a göre bu yasa ile birlikte yasa uygulayıcıların ve kolluk kuvvetlerinin; yani savcıların, yargıçların ve polisin eğitilmesi de son derece önemli.

Nefret saikinin ceza hukuklarında karşılığı

Yurtdışındaki örneklerde de nefret suçunun 3 farklı biçimde ceza hukukunun parçası olabildiğini görüyoruz. Çek Cumhuriyeti, Kanada gibi ülkeler tamamen ayrı bir suç olarak düzenleme yoluna giderken; Litvanya ve İspanya gibi ülkelerde nefret suçları genel ceza arttırımı nedeni olarak kanuni referans kazanmış olabiliyor. Ya da Ermenistan ve Kazakistan gibi ülkelerde “nefret saiki” sadece özel suçlarda ceza arttırımı nedeni olarak ele alınıyor. Örneğin dini mekanlara zarar verilmesi, cinayet veya mülkiyete yönelen suçlar gibi.

Nefret suçları ile mücadele AGİT’in görev alanında

AGİT İnsan Hakları ve Demokratik Kurumlar Ofisi (ODIHR) Müdürü Janez Lenarčič’e göre “Tüm suçlar içinde, nefret suçları, daha yaygın gerilimleri yaratması veya artırması en muhtemel olanı; ve dolayısıyla, daha geniş, toplum genelinde çatışma, asayiş bozuklukları ve hatta şiddet eylemlerini tetiklemekte.” Nefret suçları daha kapsamlı çatışmalara yol açabilecek bir güvenlik sorunu olduğu için, nefret suçları ile mücadele AGİT’in görev alanının merkezinde yer almakta.

Ceza hukukunda suç tanımı kıyasa bırakılmamalı

Buluşmanın ilk gününün son sunumu yapan Ulaş Karan da, nefret suçları ile ilgili Türkiye mevzuatını yorumladı. Karan da, yasaların ve hukukun toplumsal barışın sağlanmasında ve gruplararası çatışmaların çözümünde ancak tamamlayıcı rol oynayabileceğini söyledi. Ona göre, yeni yasalar ile mevcut durumda koruma altında olmayan durumlar ve kimlikler korunmalı. Ayrıca, ceza hukukunda “kıyas yolu” ile suç tanımını ve suçları genişletmek yanlış bir tutum. “Irk, din, dil, cinsiyet ve diğer” sözünde olduğu gibi muğlak bir diğer tanımı, yargıçların ve savcıların pratiğinde etkili ve adil bir sonuca ulaşamayabiliyor. Bu yüzden HIV statüsü, yaşlılık, hemşehrilik gibi diğer grupları ve olası durumları da ceza hukuku içinde bizzat belirtmek gerekiyor.

Karan’ın bir başka katkısı da “onarıcı adalet, arabuluculuk ve uzlaştırıcı yargı” kavramlarını Buluşma içeriğindeki söyleşilere kazandırması oldu. “Ceza vermek” yerine barışı sağlamayı hedefleyen bir adalet için bu kavramlardan yola çıkan bir hukuk anlayışı verimli olabilir. Başka türlü, kültürü değiştirmeden salt nefretin tekil failini cezalandırdığınızda daha döngüsel bir nefret yaratılabiliyor. Ceza, kimlikler arasındaki sorunu çözmekten öte daha da perçinleyen bir rol oynayabiliyor. Bu yaklaşım özellikle insan hakkı ihlallerinin, ayrımcılığın ve gruplararası nefretin yaratılmasının en önemli failinin resmi ideoloji, politik iktidarlar ve kamu kurumlarının olduğu gerçeği çerçevesinde kendisini realize edebiliyor.

Toplumsal gruplar birbirleriyle tanışmalı ve yüzleşmeli

Buluşma’nın ilk gün toplantılarının sonuncusu çeşitli gruplardan mağdurların karşılaştığı nefret suçlarının paylaşılması şeklinde oldu. Sorunların ve nasıl bir mevzuat gerektiğinin tespiti üzerine Türkiye Protestan Kiliseleri Birliği, Edirne Roman Derneği, Hrant Dink Vakfı, Pozitif Yaşam Derneği, İnsan Hakları Araştırmaları Derneği, Mülteci-Der ve İnsan Hakları Gündemi Derneği’nden söz alan konuşmacılar da sivil toplum diyalogunun ve farklı kimliklerin birbirleriyle tanışmalarının yaşamsal önemi üzerinde durdular. Zaten “önyargılar” bu suçlara ana motiflerini yüklerken, toplumsal grupların birbirleriyle tanışarak birbirleriyle ve kendileriyle yüzleşmeleri, en az yasa yapma süreci kadar gerekli. Çünkü sivil toplum örgütleri; nefret suçları yasası bir gün çıksa da, bu yasanın uygulanmasını takip edecek, yasayı kullanacak ya da bir gün yasaların uygulanmasına gerek kalmayacak bir toplumu oluşturacak en önemli toplumsal aktörlerden.

18 Aralık, Cumartesi günü devam edecek olan etkinliklerde ise, nefret suçlarına karşı mücadele eden çeşitli sivil toplum kuruluşları bir forumda bir araya gelecek. Forumda, oluşturulması planlanan nefret suçları karşıtı platformun kuruluşu ve işleyişi ele alınacak, nefret suçları yasası çıkarılması doğrultusunda düzenlenecek kampanyanın ayrıntıları tartışılacak.

***

İstanbul’da nefret suçları yasa kampanyası kapsamında düzenlenen iki günlük etkinlikler tamamlandı. İlk gün konuşmacılar arasında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) temsilcisi Taşkın Tankut Soykan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Yrd. Doç. Dr. Asuman Aytekin İnceoğlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi’nde Araş. Gör. Ulaş Karan ve Global Dialogue temsilcisi Nurcan Kaya yer aldı. Aynı akşam toplam 8 müzik grubu ve sanatçının ve toplantılara katılan STK temsilcilerinin de katılımıyla bir parti düzenlendi. Yaklaşık 400 kişinin katıldığı gecede tiyatro sanatçısı Gökçe Sezer sunuculuk yaptı. Sezer, hazırladığı eğlenceli sorularla, gece boyunca konuklara nefret suçlarını tanıtmayı amaçladı. Kampanya için senarist Neşe Şen’in sözlerini yazdığı ve besteci Cem Yıldız’ın bestelediği “Nefretme” adlı şarkı gecede ilk kez canlı olarak seslendirildi.

İkinci gün etkinlikleri Ümit Kıvanç’ın hazırladığı Ahmet Kaya belgeseli gösterimi ile başladı. Ardından atölyelere geçildi. Pozitif Yaşam Derneği HIV pozitif bireylere yönelik ayrımcı yaklaşımları konu alan bir atölye gerçekleştirdi. Uluslararası Hrant Dink Vakfı ve Sosyal Değişim Derneği’nin gerçekleştirdiği atölye ise her iki kurumun daha önce yaptığı medya çalışmasının sonuçları üzerinden tartışmalarla yapıldı. Etkinliklerin sonunda düzenlenen forumda nefret söylemi/suçu mağdurlarının temsilcilerinin kısa sunumları ve çözüm önerileri tartışıldı. Bu bölümde şu STK’lar sunum yaptı: İnsan Hakları Araştırmaları Derneği, Mülteci Der, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Uluslararası Hrant Dink Vakfı, Pozitif Yaşam Derneği, Pembe Hayat Derneği, İstanbul LGBTT, Hrant’ın Arkadaşları Grubu. Çalışmalara katılan diğer STK’lar ve katılımcılardan bazıları: Protestan Kiliseler Derneği, Edirne Roman Derneği, Manisa Selendi davası avukatı Hilal Küey.