Mar 272013
 

ihd Meclis’in gündeminde olan ve birçok çevre tarafından tartışılan 4. Yargı Paketi’ne ilişkin İHD tarafından görüş ve önerilerin yer aldığı bir değerlendirme hazırlandı. İHD, önümüzdeki günlerde hazırladığı değerlendirmeyi kamuoyuna duyuracak. İHD’nin yargı paketine dönük hazırladığı değerlendirmede, kanun tasarısında AİHM tarafından Türkiye aleyhine verilen mahkumiyet kararlarının tekrar edilmemesi için çeşitli kanunlarda tadilatlar yapmanın gerekli görüldüğüne işaret edilerek, hükümetin gerekçesinin asıl amacının temel hak ve özgürlüklerin korunması olmadığı, Türkiye’nin AİHM’e şikayetinin önüne geçilmesi olduğu ve yapılacak kısmi bazı değişikliklerle halen AİHM’de bulunan başvuru dosyalarının düşmesine veya anlaşma ile sonuçlanmasına dönük düzenlemeler olduğunun anlaşıldığı belirtildi.

İHD değerlendirmede şunları kaydetti: “Bilindiği gibi 2013 yılı ile birlikte Türkiye Kürt sorununda demokratik çözüm sürecinde yeni bir aşamaya gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve hükümeti 14 yıldır İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tek başına bir hücrede tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşmelere başlamış ve bu görüşmelere Barış ve Demokrasi Partisi dahil edilerek, süreç ilerletilmeye çalışılmaktadır. Böylesi bir süreçte sonuç alınabilmesi bakımından silahlı çatışmaların sona ererek kalıcı bir çatışmasızlık ortamının sağlanması ve eş zamanlı olarak Türkiye’nin hızlı bir demokratikleşme sürecine girmesi gerekmektedir. Bu nedenle 4. Yargı Paketi olarak bilinen yargı paketinden beklentiler yüksek tutulmuş, ancak yargı paketinin içeriği öğrenilince beklentilerin karşılanmadığı ve bir hayal kırıklığı yaşandığı anlaşılmıştır.”

‘Yeni ve demokratik bir anayasaya ihtiyaç var’

İHD, 4. Yargı Paketi’nin yerine nihai hedefin yeni ve demokratik bir anayasanın yapılması gerektiğini kaydederek, “Türkiye’nin hızlı bir demokratikleşme sürecine girebilmesinin yolu adil yargılanma hakkının sağlanması, ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması, toplanma ve gösteri hakkına riayet edilmesi, işkence ve kötü muamele yasağına uyulması, vicdani ret hakkının tam olarak tanınması, nefret söyleminin yasaklanarak nefret suçlarının düzenlenmesi, kamuda insan hakları kurumsallaşmasının sağlanması, ceza mevzuatının gözden geçirilerek haksız ve uzun tutukluluğa son verilerek tutukluluğun istisna haline getirilmesi, özel yargılama sistemine son verilmesi, yargılamada silahların eşitliği ilkesinin sağlanması, masumiyet karinesine uyulması, hiçbir şekilde şiddet eylemine karışmamış kişiler aleyhine soruşturma ve kovuşturma yapılmaması, infaz kanunlarının gözden geçirilerek infazda ayrımcılığa son verilmesi, cezaevlerindeki hasta mahpusların tahliye edilmesi, siyaset mekanizmasının işlevini yerine getirebilmesi için siyasi partiler ve seçim kanunlarının demokrasiye uygun hale getirilmesi ilk etapta sıralanabilir. Ama nihai hedefin yeni ve demokratik bir anayasa yapılması olduğunu da belirtmek gerekir” diye belirtti.

TMK’deki ‘terör’ tanımının değiştirilmesi istendi

İHD, 4. Yargı Paketi’nde “Terörle Mücadele Kanunu” yönünden, kanun tasarısı ile 3713 sayılı TMK’nin 6. ve 7. maddelerinde değişiklik yapmakla yetinildiğine işaret ederek, şu öneride bulundu: “TMK bugüne kadar 24 kez değiştirilmiştir. Kanunun kendi içinde sistematiği bozulmuştur. Biz insan hakları savunucularına göre 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlükte olduğu sürece TMK’ye gerek bulunmamaktadır. Çünkü TMK’de düzenlenen suçların hemen hemen aynısı veya benzerleri TCK’de yer almaktadır. TMK’nin en belirgin özelliği çok geniş yorumlanacak ‘terör’ tanımı yapmış olmasıdır. TMK’nin ‘terör’ tanımı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2004 tarihli 1566 sayılı kararında yapılan tanıma aykırı olmasıdır. Dolayısıyla TMK’deki ‘terör’ suçu tanımının mutlaka değiştirilmesi ya da Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere yer verilmesi gerekmektedir. Yeni suç tanımlarına ihtiyaç bulunmamaktadır.”

Tasarı hukuka karşı hile peşinde!

İHD, 3. Yargı Paketi ile CMK 250, 251 ve 252. maddelerinin yürürlükten kaldırıldığını bu maddelerdeki usul hükümlerinin TMK 10. maddeye taşındığına dikkat çekerek, CMK 250 ile yetkili ve görevli Ağır Ceza Mahkemeleri yerine TMK 10. madde ile görevli Bölge Ağır Ceza Mahkemeleri’nin kurulduğu ifade edildi. İHD, hükümetin burada hukuka karşı hile yaptığına işaret ederek, “Türkiye’nin özel yetkili mahkemelerden kesinlikle kurtulması gerekmektedir. Daha önceden 8 bölgede bulunan özel yetkili ağır ceza mahkemeleri yeni düzenleme ile 11 bölgeye çıkarılmış ve giderek yaygınlaşan ve kurumsallaşan bir yapıya evirilmek istenmiştir. Bununla da yetinilmemiş 5 Temmuz 2012 tarihi itibari ile CMK 250. madde ile görevli ağır ceza mahkemelerinde devam eden davalar sonuçlanıncaya kadar bu mahkemelerin varlığının devam edeceği belirtilerek, Türkiye adeta özel yetkili ağır ceza mahkemeleri tahakkümü altına alınmıştır” diye kaydetti.

‘Cezaların infazında ayrımcılık yapılıyor’

İHD, TMK’nin üçüncü özelliğinin ise cezaların infazında ayrımcılık yaparak, 5. madde ile “terör” suçu olarak tanımlanan suçlardan hüküm giyenlerin cezalarının yüzde 50 arttırılması ve bu kişilerin infazının hücre tipi diye bilinen yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarında geçirilmesinin belirtilmesi ve cezalarının infazının adli suçlulara göre arttırılarak dörtte üçünün yatırılması şeklinde olduğuna işaret ederek, cezaların infazında da gerçek anlamda bir ayrımcılık yapıldığı ve böylece infaz rejimi insani olmaktan çıkarıldığını kaydetti.

‘Propaganda diye bir suç olmamalı’

Kanun tasarısının 6 ve 7. maddelerinde örgütlerin propagandası suçuna yeni bir kriter getirildiğine işaret eden İHD, şu değerlendirmede bulundu: “Buna göre, ‘örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapan’ ibaresi getirilmektedir. Hükümet böylece propaganda suçunun tanımını kısmen de olsa daraltmıştır. Ancak getirilen tanımlama hukuksal tanımlama olmaktan öte sosyal bir tanımlamadır. Bu tanımlama kanunu uygulayacak hakimlere geniş takdir yetkisi tanımaktadır. AİHM’in ifade özgürlüğünün sınırlandırılması ile ilgili belirlediği temel kriterler yeterli iken hukuksal olmayan tabirlerin kullanılması uygulamada yeni sorunlara sebep olacaktır. Esasen propaganda suçu diye bir suç olmamalıdır.” İHD, Adalet Bakanlığı’nın resmi istatistiklerinde TMK 6 ve 7. maddeden yıllar itibari ile açılan dava sayılarının korkutucu seviyelere ulaştığını kaydetti.

5 yılda 46 bin 231 kişiye dava

İHD, Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerinde 2007 yılında 7 bin 713 kişiye, 2008 yılında 6.851 kişiye, 2009 yılında 8 bin 159 kişiye, 2010 yılında 11 bin 851 kişiye ve 2011 yılında 11 bin 657 kişiye dava açıldığına işaret ederek, sadece “yasa dışı örgüt propagandası yapmaktan” 5 yılda 46 bin 231 kişiye dava açılarak, Türkiye’nin bu alanda dünya rekoru kırdığına dikkat çekti. Açılan bu davaların tamamının AİHS’in 10. maddesi anlamında ihlal karakteri taşıdığını belirten İHD, hükümetin 6. ve 7. maddeleri tamamen kaldırması, kaldırmaması durumunda ise mutlaka kapsamını daraltarak çok istisnai hallerde uygulanacak bir hale getirmesi gerektiğini vurguladı.

‘Haksız ve ağır cezalar veriliyor’

“TMK 2. maddede amaçlanan suçu işlemese dahi örgüt mensubu olan kişinin de ‘terör’ suçlusu olarak cezalandırılacağı, 2. fıkrada ise örgüte mensup olmasa bile örgüt adına suç işleyenlerin de ‘terör’ suçlusu sayılacağı belirtilmektedir” diye kaydeden İHD, benzer düzenlemenin TCK’nin 220. maddenin 6. ve 7. fıkralarında bulunduğuna işaret etti. İHD, bu düzenlemeler doğrultusunda 2009 yılında bin 859 kişiye, 2010 yılında bin 565 kişiye, 2011 yılında bin 860 kişiye karşı kullanıldığını kaydederek, “Örgüt üyesi olmadığı halde örgüt adına suç işleme suçu aslında eski 169. madde yerine getirilmiş örgüte yardım suçudur. Ancak, eski TCK 169. maddede örgüte silahlı yardım suç sayılırken, getirilen yeni düzenleme ile herhangi bir şekilde yardım etmek örgüt üyesi gibi değerlendirilip, oldukça haksız ve ağır cezalar verilmektedir. Bu maddelerin aynı anda birlikte kaldırılması gerekmektedir” diye belirtildi.

‘Düzenlemeler yeterli değil’

İHD, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Yönünden Kanun Tasarısı ile TCK’nin 94, 215, 220 ve 318. maddelerinin değiştirilmesi gerektiğine vurgu yaparak, şu değerlendirmeyi yaptı: “TCK 94. maddedeki işkence suçundan dolayı zamanaşımının işlemeyeceğinin belirtilmesi oldukça önemli bir düzenlemedir. Ancak, yeterli değildir. AİHS’in 7. maddesinin 2. fıkrasında, işlendiği zaman uygar uluslar tarafından tanınan genel hukuk ilkelerine göre suç sayılan bir fiil veya ihmal ile suçlanan bir kimsenin yargılanmasının ve cezalandırılmasının yapılabileceği belirtilmektedir. Burada kast edilen suçlar, AİHM kararları ile Nürnberg prensiplerine atıfta bulunularak, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardır. TCK 77. maddede insanlığa karşı suç tanımı yapılmış olup, bu tanım Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisini düzenleyen Roma Statüsü’ne göre eksiktir. Roma Statüsü’ne göre insanlığa karşı suç sayılan işkence suçu gibi TCK’da tanımı yapılmamış ancak gözaltında veya zorla kaybetme, ırk ayrımcılığı ile TCK’da tanımlanmış olan göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti suçları da zamanaşımından muaf olmalıdır.”

‘Vicdani ret hakkı yeniden düzenlenmeli’

TCK’nin “halkı askerlikten soğutma” başlıklı 318. maddesinin mutlaka kaldırılmasını talep eden İHD, “Bu madde vicdanî ret çağrısı yapanların açıkça cezalandıran ve militarizmi kutsayan bir maddedir. AİHM’in son kararından sonra TCK’nın 318. maddesi sözleşmeye açıkça aykırı hale gelmiştir. Tasarıda 318. maddede yapılan değişiklik yeterli değildir. Maddenin tamamen kalkması gerekmektedir” diye kaydetti. 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu’nun 58, 63, 64, 79, 80, 81 ve 87. maddelerinin vicdani ret hakkına uygun olarak ya kaldırılması ya da yeniden düzenlenmesi gerektiğine işaret eden İHD, 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun 1. ve 10. maddelerinin vicdanî ret hakkına uygun olarak yeniden düzenlenmesini istedi.

4 yılda 24 bin 273 kişi örgüt üyesi oldu!

İHD, Adalet Bakanlığı istatistiklerine göre 2008 yılında 3 bin 659 kişiye, 2009 yılında 4 bin 624 kişiye, 2010 yılında 7 bin 689 kişiye, 2011 yılında 8 bin 301 kişiye örgüt üyeliğinden dolayı dava açıldığını hatırlatarak, 4 yılda 24 bin 273 kişiye dava açıldığına dikkat çekti. İHD, şu değerlendirmede bulundu: “Bu kadar çok kullanılan bu madde ile ilgili mutlaka düzenleme yapılmalı, maddenin tanımı daraltılmalı, silahlı örgüt üyesi ile hiçbir şekilde silahla işi olmayan kişilerin düşüncelerinden dolayı yani sempatilerinden dolayı örgüt üyeliğinden cezalandırılmalarına son verilecek düzenleme yapılmalıdır. Tasarıda TCK 220. maddenin 6 ve 7. fıkralarında değişiklik yapılmamıştır. Yukarıda belirtildiği gibi eskiden örgüte silahlı yardım fiilinin yeni TCKM ile silah kriteri aranmadan dolaylı örgüt üyeliği olarak nitelendirilmesi yoluyla cezalandırma biçimine son verilmelidir.”

‘Tuhaf bir durum yaratılacak’

Tasarı ile örgüt propagandası şiddeti övme veya meşru gösterme kriterine bağlandığı, TCK 220/6 ve 7. fıkralarda bu kriterin aranmaması ve TCK 314. maddede ve yine TMK 2. maddede bu kritere yer verilmemesi tuhaf bir durum yaratacağı uyarısında bulunan İHD, “Daha az cezayı gerektiren ve ertelenilebilir propaganda fiiline şiddet kriteri getirilirken, daha ağır cezayı gerektiren dolaylı örgüt üyeliği ve doğrudan örgüt üyeliğine bu kriterin getirmemesi adaletsizlik olacaktır. Yeni uygulama ile propagandadan beraat edecek olan kişi örgüt üyeliğinden ceza alabilecektir. Bu durumun giderilmesi, dolaylı veya doğrudan örgüt üyeliği hallerinde de şiddet araçlarını kullanma kriteri getirilmelidir” diye kaydetti.

‘Toplantı ve gösterilerde bir değişiklik yok’

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Yönünden Tasarı ile uzun tutukluluğa imkan veren CMK 100. maddenin 3. fıkrası ile ilgili bir değişiklik getirilmediğini belirten İHD, uzun tutukluluğa imkan veren ve masumiyet karinesini hiçe sayan 100. maddenin 3. fıkrasının kaldırılmasını istedi. İHD, 4. Yargı Paketi’nin 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Kanunu’na muhalefet yönünden herhangi bir düzenlemeye yer vermediğine dikkat çekerek, “Türkiye’nin AİHM’de altığı en önemli mahkumiyetlerden birisi de toplantı ve gösteri hakkına yapılan müdahalelerdir. Bu nedenle 2911 Sayılı Kanun’un AİHS ve AİHM standartlarına uygun hale getirilmesi gerekmektedir” diye belirtti.

» Türkiye’de İfade Özgürlüğü – Mevzuat ve Yargı Gözlem Raporu

Kaynak: www.yuksekovahaber.com