Haz 182013
 

eu-parliament-avrupa-parlamentosuTürkiye’deki Durumla İlgili Olarak Avrupa Parlamentosu Tarafından Alınan 13 Haziran 2013 Tarihli ve (2013/2664(RSP)) Sayılı Karar

Türkiye’deki Durum

– Özellikle Türkiye[1] 2012 İlerleme Raporu ile ilgili 18 Nisan 2013 tarihli kararı olmak üzere önceki kararlarını göz önünde bulundurarak,
– Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nı dikkate alarak,
– 3 Ekim 2005 tarihli Müzakere Çerçeve Belgesini dikkate alarak,
– Türkiye Cumhuriyeti[2] ile [arasındaki] Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer alan ilke, öncelik ve koşullara ilişkin 18 Şubat 2008 tarih ve 2008/157/EC sayılı Konsey Kararı ile Katılım Ortaklığı Belgesi’ne ilişkin 2001, 2003 ve 2006 yıllarına ait önceki Konsey kararlarını göz önünde bulundurarak,
– İç Tüzüğünün 110 (2) ve (4) sayılı kurallarını göz önünde bulundurarak,

A. Türk polisinin, 31 Mayıs 2013 Cuma günü erken saatlerde, İstanbul Taksim Meydanı’nda yer alan Gezi Parkında yeni bir inşaat projesi dolayısıyla kesilmesi planlanan ağaçlar için haftalardır protestolarını sürdüren bir grup göstericiyi dağıtmak üzere aşırı güç kullanması;
B. polisin sert müdahalesinin, protestocularla arasında yaşanan ve kısa bir süre içinde Türkiye’nin diğer kentlerine yayılan çatışmalarda dört kişinin ölümü, binden fazla kişinin yaralanması, toplu tutuklamalar ve özel ve kamu mülküne zarar verilmesiyle neticelenmesi; gaz kapsülleri doğrudan protestoculara doğru ateşlenerek ciddi yaralanmalara neden olan göz yaşartıcı gaz aşırı düzeyde kullanılması;
C. gösterilerin Türk toplumunun farklı kesimlerinde destek kazanması; kadın ve erkeklerin gösterilerde eşit düzeyde katılımı;
D. Türk hükümeti tarafında yapılan sert kınamaların yarattığı ters etki;
E. Türk Anayasası’nın 34. maddesinin herhangi bir izine tâbi olmaksızın barışçıl, silahsız toplantı ve gösteri düzenleme hakkını teminat altına alması; 26. Madde’nin ifade özgürlüğünü, 27. ve 28. maddelerin de ‘ifade özgürlüğü’ ve ‘fikirlerin engellenmeden yayılması’nı teminat altına alması;
F. Protestoların aynı zamanda Türk toplumunun bazı kesimlerinde, alkol satışına getirilen kısıtlamalar ve eğitim reformu gibi konularda son dönemde alınmış olan bir dizi karar ve gerçekleştirilen mevzuat değişikliğinden kaynaklı endişelerle de ilintili olması;
G. Protestocuların Türkiye toplumunun azınlıkta olan kesimlerinin temsili; otoriter yönetim; adil yargılama, hukukun üstünlüğü, iyi yönetişim ve adil yargılanma konularında algılanan eksikliklere ilişkin endişelerini giderek daha çok dile getirmeleri;
H. Ana akım Türk medyası gösterilerle ilgili olarak sessiz kalması ve Twitter kullanıcılarının tutuklanması;
I. AB’ye katılım için aday bir ülke olarak Türkiye’nin, demokrasiye saygı gösterme, demokrasiyi destekleme ve demokrasi ve insan hakları bağlantılı hak ve özgürlükleri güçlendirme mükellefiyeti;
J. Komisyon Üyesi Füle ile Yüksek Temsilci / Başkan Yardımcısı Catherine Ashton’ın olaylar karşısında dile getirdikleri tepkiler;
K. Toplanma özgürlüğü, (online ve offline sosyal medya aracılığıyla da dahil olmak üzere) ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün AB’nin temel ilkeleri olması hasebiyle;

Avrupa Parlamentosu,

1. Yaşamını yitiren protestocuların ve polis memurunun ailelerine en içten taziyelerini sunar ve çok sayıdaki yaralılara acil şifalar diler;
2. İstanbul Gezi Parkında düzenlenen barışçıl ve meşru gösteriler sırasında Türk polisi tarafından uygulanan orantısız ve aşırı güç dolayısıyla taşıdığı derin endişeleri ifade eder ve Türk makamlarını, polis şiddetini bütün yönleriyle soruşturmaya, sorumluları adalete teslim etmeye ve kurbanlara tazminat ödemeye çağırır; barışçıl göstericiler karşısında sert tedbirler almaması yönünde Türk hükümetine uyarıda bulunur; olayların daha fazla tırmanmasının önüne geçilmesi amacıyla Başbakanı birleştirici ve uzlaştırıcı bir tutum takınmaya ısrarla teşvik eder;
3 Bazı protesto liderleriyle görüşüleceğine dair Türk makamlarınca yapılan açıklamalara rağmen polis şiddetinin Taksim Meydanı ve çevresinde devam ediyor olması ve bunun, hükümet ile protestocular arasındaki görüşme olasılığını ciddi şekilde zayıflatmasından dolayı üzüntü duyar;
4. Türk makamlarına tüm vatandaşların ifade özgürlüğü ile barışçıl toplanma ve barışçıl protesto hakkını teminat altına alması ve bu hakka saygı göstermesi çağrısında bulunur; gözaltına alınan ve hâlihazırda tutulan tüm barışçıl göstericilerin derhal serbest bırakılması çağrısı yapar; gözaltında tutulan herkesin herhangi bir kısıtlama olmaksızın seçtiği avukata erişiminin sağlanmasını; gözaltına alınan ve yaralananlara ilişkin tam sayıların açıklanmasını talep eder;
5. Uzlaşma sağlamak, özür dilemek ya da Türk halkının bir kesiminin tepkilerini anlamak için adım atma konusunda gösterdiği isteksizlikle daha fazla kutuplaşmaya sebebiyet veren Türk Hükümeti ve Başbakan Erdoğan’ın tepkilerinden üzüntü duyar;
6. Cumhurbaşkanı Gül’ün gerilimi yatıştırmak amacıyla yaptığı ılımlı açıklamaları ve Başbakan Yardımcısı Arınç’ın yaralanan göstericilerden özür dileyerek Taksim platformu ve siyasi muhalefet temsilcileri ile diyalog ortamı oluşturmalarını memnuniyetle karşılar;
7. Kapsayıcı ve çoğulcu bir demokraside tüm yurttaşların temsil edildikleri duygusunu taşımaları gerektiğini ve çoğunluğun muhalefeti ve sivil toplumu karar alma sürecine dahil etme sorumluluğu bulunduğunu Türkiye’ye hatırlatır; ayrıca muhalefet partilerine farklı görüş ve düşüncelere saygı çerçevesinde demokratik bir siyasal kültür oluşturulması için üstlerine düşen görevi yerine getirmeleri gereğini hatırlatır;
8. Siyasi partiler arasında süregelen cepheleşme ve hükümet ile muhalefetin kilit reformlar konusunda bir uzlaşı sağlamak üzere çalışmaya hazır olmamasından endişe duyar; tüm siyasi aktörleri, hükümeti ve muhalefeti, siyasi çoğulculuğu devlet kurumları içinde geliştirmek ve devlet ile toplumun modernleşme ve demokratikleşmesini sağlamak üzere birlikte çalışmaya davet eder;
9. Modern demokratik bir devlet yönetiminde kontrol ve denge sisteminin oynadığı önemli rolü ve bu sistemin devam etmekte olan anayasa sürecinde uygulanması gerektiğini vurgular; bu sistemin yürütme, yasama ve yargı işlevleri arasında denge sağlanması suretiyle güçler ayrılığı ilkesine, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü başta olmak üzere insan hakları ve temel haklara saygıya ve demokratik bir toplumun çoğulculuğunu gerçek anlamda yansıtan katılımcı bir siyasi kültüre dayanması gerektiğini hatırlatır; barışçıl ve meşru protestoların düzenlemesinin Türkiye’deki sivil toplumun canlılığının başlı başına bir göstergesi olduğuna inanır; Türkiye’ye, demokratik kurumları, hukukun üstünlüğü ve temel özgürlüklere saygının geliştirilmesine yönelik çabaların devam etmesinin önemini hatırlatır;
10. Polis kuvvetlerinin ve yargı kurumlarının resmî eğitimleri ve görevlerinin ifası süresince İstanbul Protokolü’nün (işkence ve kötü muameleye ilişkin uluslararası rehber ilkeler bütünü) uygulanmasına ve temel hak ve özgürlüklere öncelik verilmesi gereğini vurgular;
11. Türkiye’deki yerel ve ulusal makamları, tüm kentsel ve bölgesel kalkınma planları konusunda halkın fikirlerini alma çağrısında bulunur; ekonomik büyümenin sosyal, çevresel, kültürel ve tarihi faktörlerle dengelenmesi gereğini yineler; Türkiye’deki istisnasız tüm söz konusu projeler için, çevresel etki değerlendirmesi yapılması çağrısında bulunur;
12. Benzeri görülmemiş protesto dalgalarının, aynı zamanda, Türk toplumunun bazı kesimlerinin, yaşam tarzlarına ilişkin yapılan düzenlemelerden duyduğu rahatsızlığın giderek artmakta olduğunu gösterdiğini müşahede eder; demokratik yönetimlerde hükümetlerin hoşgörüyü geliştirmek ve tüm yurttaşlar için din ve inanç özgürlüğünü sağlamalarının gerektiğini yineler; hükümeti, Türk toplumunun çoğulculuğuna ve zenginliğine saygı duymaya ve laik yaşam tarzlarını korumaya davet eder;
13. Polis müdahalesinin, Türkiye’nin güney komşuluk bölgesinde demokratik değişimin öncüsü olarak oynağı bölgesel rolün inandırıcılığını zedelediği uyarısında bulunur;
14. İfade özgürlüğünün ve medyada çoğulculuğun Avrupa değerlerinin merkezinde yer aldığını ve gerçekten demokratik, özgür ve çoğulcu bir toplum için gerçek ifade özgürlüğünün gerektiğini hatırlatır; ifade özgürlüğünün yalnızca kabul edilebilir ya da zararsız görülen bilgi ve düşünceler için değil Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca, devlet ya da toplumun herhangi bir kesiminin hoşuna gitmeyecek, rahatsız ya da şok edebilecek, bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu hatırlatır;
15. Basın özgürlüğünün zayıflamasından, bir takım sansür eylemelerinden ve internet de dahil olmak üzere Türk medyasında artan oto sansür uygulamasından endişe duyar; Türk Hükümeti’ni basın özgürlüğü ilkelerini savunmaya davet eder; bağımsız bir basının demokratik bir toplum için son derece önemli olduğunu vurgular ve bu bağlamda yargının basın özgürlüğünü koruma ve güçlendirme ve bu münasebetle kamusal alanda özgür ve kapsayıcı tartışma ortamını sağlama sorumluluğuna işaret eder; çok sayıda gazetecinin cezaevinde bulunmasından ve gazeteciler hakkında açılmış birçok davanın görülmekte olmasından endişe duyar; sosyal medya aktivistlerinin salıverilmesi çağrısında bulunur; Gezi Parkı olaylarını başından beri haber yapan televizyon kanallarına “çocukların ve gençlerin fiziksel, ahlaki ve zihinsel gelişimine zarar vermek” gerekçesiyle RTÜK (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun) tarafından verilen cezalardan büyük rahatsızlık duyar;
16. Medya kuruluşlarının büyük çoğunluğunun büyük ticari menfaatleri bulunan şirket gruplarına ait olması ya da bu gruplarca destekleniyor olmasına ilişkin endişelerini yineler; medyanın bağımsızlığı, medya sahipliği ve idari kontrolü gibi konulara çözüm getirecek yeni bir basın yasasının çıkarılması çağrısını yineler;
17. Bu kararın Konsey’e, Komisyon’a, Birliğin Dış İşleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi/Komisyon Başkan Yardımcısı’na, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne, İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı’na, Üye Devletlerin hükümet ve parlamentolarına ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümet ve Parlamentosu’na iletilmesine ilişkin Başkanı’na gerekli talimatları verir.

[1] Kabul edilen metinler, P7_TA(2013)0184.
[2] OJ L 51, 26.2.2008, s. 4.