Haz 182013
 

nefret-soylemi-unesco-sosyal-degisim-dernegi-2UNESCO – Enformasyon ve İletişim Sektörü ve Avrupa Komisyonu ortaklığında yürütülen “Güneydoğu Avrupa’da Medyanın Hesap Verebilirliği” projesi çerçevesinde ocak ayından bu yana gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantılarının beşincisi 15 Haziran 2013, Cumartesi günü İstanbul’da Armada Otel’de gerçekleştirildi. Proje kapsamında İstanbul’da gerçekleştirilen “Çevrimiçi Nefret Söylemi” başlıklı yuvarlak masa toplantısını Sosyal Değişim Derneği düzenledi.  Etkinlik medya dünyasının önemli isimleri, nefret söylemi uzmanları, medya okur temsilcileri, bu alanda çalışan hukukçu ve kamu kurumlarının temsilcilerini bir araya getirdi.

Bir günlük yuvarlak masa toplantısında, Türkiye’de çevrimiçi nefret söylemi ve bu meselenin medyanın hesap verme sorumluluğu mekanizmalarıyla nasıl ele alınabileceği konusu masaya yatırıldı. UNESCO – Enformasyon ve İletişim Sektörü temsilcisi Adeline Hulin’in açılış konuşmasını yaptığı programda, Hulin internetin sadece iletişim ve katılım konusundaki kapasiteyi artırmakla kalmayıp nefret söyleminin yayılması konusundaki kapasiteyi ve imkânları da artırdığına işaret etti. Hulin’e göre ifade özgürlüğünü korumak ve geliştirmek ihtiyacı ile nefret söylemiyle mücadele etmek ihtiyacını uzlaştırmanın önünde ciddi zorluklar bulunuyor. Hulin, çevrimiçi nefret söyleminin doğası ve boyutları konusunda yapılan araştırmaya ilişkin çarpıcı sonuçlar paylaştı. Araştırmaya göre, medyada nefret söylemi sadece gazetecilerin oluşturduğu içerikleri ilgilendiren bir sorun olmaktan çıkmakta, okuyucu içerikleri de medyada nefret söyleminin üretilmesine katkıda bulunmakta. Araştırmanın Türkiye ayağına ilişkin birkaç önemli sonuç da şöyle özetlenebilir: Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun yapmış olduğu binlerce yasaklamadan hiçbiri nefret söylemi kapsamında değil. Gazete içeriklerinde en sık görülen nefret söylemi, LGBT bireylere yönelik olarak yapılmaktayken onun dışındaki nefret söylemlerine daha çok kullanıcı yorumlarında rastlanmaktadır. On tane haber sitesinin analiz edildiği araştırmada, nefret söylemi ya da ayrımcılık, ilgili medya mecralarının hiçbirinde kullanım şartları arasında yer almıyor.

unesco-nefret-soylemi-sosyal-degisim-dernegi

Nefret söylemiyle mücadele konusunda raporun tavsiyesi, medya organlarının editoryal standartlarını bu yönde tanımlaması ve okuyucuları bilgilendirmesinin hem gazeteciler hem de kullanıcılar açısında oldukça önemli olduğu yönünde.

Yrd. Doç. Dr. Hasan Sınar’ın (Kemerburgaz Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi) moderatörlüğünü yaptığı “Çevrimimi Nefret Söyleminin Boyutu ve Doğası” konulu birinci oturumda ilk sözü İngiltere merkezli “Article 19” adlı insan hakları örgütünden gelen Andrew Smith aldı. Smith, internet haberciliğinde artık yayıncı-tüketici ayrımının ortadan kalktığını, gazeteciliğin bir meslek olmaktan çıkıp herkesin yerine getirebileceği bir işlev olmaya başladığını söyledi. Nefret söylemiyle mücadele konusunda, kitlesel medya kuruluşlarının uymakla sorumlu olduğu etik ilkelerin herkes için bir model olması gerektiğini belirtti. Hürriyet Web Koordinatörü Bülent Mumay, içerik üretme tekelinin artık medyanın elinde olmadığı konusunda Smith ile aynı düşünceleri paylaşırken, yeni medya konseptinin sorunlarına dikkat çekti. Mumay’ a göre bir dönem nimet gibi sunulan yurttaş gazeteciliği son yıllarda nefret üreten bir mecraya dönüşmekte. Mumay’a göre, sıradan insanların içerik üretmeye başladığı yeni medya konseptinde, nefret söylemi daha hızlı yayılmakta ve nefret söylemiyle mücadele etmek zorlaşmakta.

Haber 7’den Erkam Tufan Aytav, internet medyasındaki nefret söyleminin kökenlerine ilişkin  “sorun deride değil derinlerde” yorumunu yaparken tarihsel bir süreç analizi yaptı. Aytav, Osmanlının yıkılması sürecinde çokkültürlü toplumun yeni ulus devletin homojen toplum yaratma projesiyle yok edildiği ve bu durumun etkisi bugüne kadar süren travmalar yarattığı ve bu travmaların dildeki nefretin arkasında yatan başat etken olduğu görüşünü dile getirdi. Uzun yıllar devlet ideolojisinin topluma kabul ettirilmesinde araç olarak kullanılan medyanın sahip olduğu tekelin kırılmasıyla toplumdaki travmanın gün yüzüne çıktığını belirtti. Nefret söylemiyle mücadele konusunda, yasaların ve editoryal filtrelemenin önemli olduğunu ancak asıl yapılması gerekenin vicdanları harekete geçirecek yöntemler uygulamak olduğunu söyledi.

Bianet editörü Haluk Kalafat, barış dilini geliştirdiklerini, nefret söylemine hiçbir şekilde yer vermediklerini, ama bir taraftan da toplumsal aktörlerin kullandıkları nefret söylemini görünür kılmaya çalıştıklarını söyledi. Kalafat, Hrant Dink Vakfı’nın yaptığı araştırmaya referansla, nefret söylemini en yaygın kullanan insanların gazeteciler olduğunu, yorum üreticileri olarak gazetecilerin sosyal medya kullanıcıları üzerinde etkide bulunduklarını ve nefret söyleminin boyutlarını artırdıklarını ortaya koydu. Gazetecilerin nefret söylemi konusundaki kötü sicilleri diğer katılımcılar tarafından da paylaşıldı.

nefret-soylemi-unesco-sosyal-degisim-dernegi-1Türk Ceza Hukuku Derneği Başkanı Fikret İlkiz’in moderatörlüğünü yaptığı “Çevrimiçi nefret söylemi: Medyanın öz-denetim organları ve diğer kurumların tepkileri” başlıklı ikinci oturum, Sosyal Değişim Derneği’nden Levent Şensever’in sunumuyla devam etti. Şensever, 2009 yılında yetmiş sivil toplum örgütünün oluşturduğu platform tarafından yapılmaya başlanan “Nefret Suçları Yasa Kampanyası”nı en başından bugüne kadar geldiği noktayı ve kaydedilen aşamayı anlattığı bir sunum yaptı. Medialog Platform’u temsilcisi Tercan Ali Baştürk, çevrimiçi medyada öz-denetim mekanizmaları oluşturmanın önündeki engelleri ele aldı. Baştürk, ekonomik sıkıntılar, internet gazetecilerin gazetecilik haklarından yararlanamıyor oluşu, internet haberciliğinin kuruluş ve işleyiş kurallarının manipulasyona açık olması ve insan kaynaklarındaki yetersizlikleri, öz-denetim mekanizması oluşturmanın önündeki temel engeller olarak dile getirdi.

Gezi Parkı direnişi sürecinde geleneksel medyanın tutumu ve sosyal medyanın direnişte oynadığı rol de katılımcıların tartıştığı konular arasındaydı. Sabah Gazetesi okur temsilcisi, Yavuz Baydar, geleneksel medyanın içinde bulunduğu durum için “tabutuna son çivisi çakılmış durumda” yorumunu yaparken, ÇGD’den Nazım Alpman da Taksim direnişinin “ceberut devleti komik duruma düşürdüğü gibi geleneksel medyayı da komik duruma düşürdüğünü” belirtti. Haluk Şahin de şu sözleriyle Alpman’ın düşüncesini paylaştı: “Dijital çocuklar analog siyasetçileri madara ettiler”. Katılımcıların paylaştıkları başka bir nokta da, sosyal medya kullanıcılarına gazeteciliğin ilkelerini öğretmek, medya okuryazarlığı ve yurttaş gazeteciliği eğitimlerini yaygınlaştırmanın önemi oldu.

Gonca Şahin