<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sosyal Değişim Derneği &#187; Medya</title>
	<atom:link href="http://www.sosyaldegisim.org/tag/medya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sosyaldegisim.org</link>
	<description>&#34;NEFRET SUÇLARI ÖLDÜRÜR!&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Jan 2012 14:45:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Yasemin İnceoğlu ile nefret söylemi söyleşisi</title>
		<link>http://www.sosyaldegisim.org/2011/11/yasemin-inceoglu-ile-nefret-soylemi-soylesisi/</link>
		<comments>http://www.sosyaldegisim.org/2011/11/yasemin-inceoglu-ile-nefret-soylemi-soylesisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Nov 2011 18:47:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Video/Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret söylemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyaldegisim.org/?p=1103</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object width="480" height="360" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/slNE-QYxfHQ?version=3&amp;hl=en_US&amp;rel=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed width="480" height="360" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/slNE-QYxfHQ?version=3&amp;hl=en_US&amp;rel=0" allowFullScreen="true" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" /></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyaldegisim.org/2011/11/yasemin-inceoglu-ile-nefret-soylemi-soylesisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Medyada Nefret Söylemi İnceleme Raporu yayımlandı</title>
		<link>http://www.sosyaldegisim.org/2011/07/medyada-nefret-soylemi-inceleme-raporu-yayimlandi/</link>
		<comments>http://www.sosyaldegisim.org/2011/07/medyada-nefret-soylemi-inceleme-raporu-yayimlandi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jul 2011 13:24:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rapor/Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret söylemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyaldegisim.org/?p=1015</guid>
		<description><![CDATA[Uluslararası Hrant Dink Vakfı tarafından &#8220;Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi Çalışması&#8221;nın 2011 yılı ilk dört aylık raporu yayınlandı. Ocak, Şubat, Mart, Nisan aylarında incelenen ve nefret söylemi içerdiği düşünülen haber ve köşe yazılarının analiz edildiği raporda, nefret söylemi içeren haber ve köşe yazılarının yanı sıra misyonerlik haberlerindeki artışa dikkat eden bir çalışma ve Avrupa Konseyi Nefret <a href='http://www.sosyaldegisim.org/2011/07/medyada-nefret-soylemi-inceleme-raporu-yayimlandi/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.sosyaldegisim.org/wp-content/uploads/2011/07/medyada-nefret-soylemi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1016" title="medyada-nefret-soylemi" src="http://www.sosyaldegisim.org/wp-content/uploads/2011/07/medyada-nefret-soylemi.jpg" alt="" width="179" height="250" /></a>Uluslararası Hrant Dink Vakfı tarafından &#8220;Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi Çalışması&#8221;nın 2011 yılı ilk dört aylık raporu yayınlandı. Ocak, Şubat, Mart, Nisan aylarında incelenen ve nefret söylemi içerdiği düşünülen haber ve köşe yazılarının analiz edildiği raporda, nefret söylemi içeren haber ve köşe yazılarının yanı sıra misyonerlik haberlerindeki artışa dikkat eden bir çalışma ve Avrupa Konseyi Nefret Söylemi El Kitabı’nın özeti de yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: left;">Ocak, Şubat, Mart ve Nisan ayında incelenen 16 gazetenin yanı sıra medya takip merkezine verilen anahtar kelimeler üzerinden yerel medya da takip edilmeye çalışılmış, yapılan taramalarda daha önceki dönemlerde olduğu gibi bu dönemde de nefret söylemi en fazla köşe yazılarında kendine yer bulabilmiştir. Bu kapsamda değerlendirilen iki haberde kaynak gösterilmemiş ancak haberler manşet ve sürmanşet olarak görülmüştür.<span id="more-1015"></span></p>
<p style="text-align: left;">Ocak-Şubat-Mart-Nisan aylarını kapsayan dönemde nefret söylemi kategorisi içinde en fazla Düşmanlık/ Savaş Söylemi’nin kullanıldığı, onu eşit biçimde Abartma/ Yükleme/ Çarpıtma ve Küfür/ Hakaret/ Aşağılama’nın izlediği ve son olarak Simgeleştirme’nin geldiği göze çarpmaktadır.</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.nefretsoylemi.org/" target="_blank">www.nefretsoylemi.org</a> sitesinde yayınlanan raporun tamamını okumak için <a href="http://www.nefretsoylemi.org/rapor/Analiz_Rapor_Ocak-Nisan_2011.pdf" target="_blank">tıklayınız</a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyaldegisim.org/2011/07/medyada-nefret-soylemi-inceleme-raporu-yayimlandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nefret suçlarında medyanın etkisi</title>
		<link>http://www.sosyaldegisim.org/2011/01/nefret-suclarinda-medyanin-etkisi/</link>
		<comments>http://www.sosyaldegisim.org/2011/01/nefret-suclarinda-medyanin-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Jan 2011 04:50:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret suçları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyaldegisim.org/?p=821</guid>
		<description><![CDATA[Uzm. Psk. Sabahat  Erler Nefret suçu, bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi önyargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır. Nefret suçları diğer suçlardan farklı çünkü her ne kadar bu suçlar bireylere karşı işleniyorlarsa da aslen hedef alınan o bireyin üyesi olduğu sosyal gruptur. Eğer bu suç <a href='http://www.sosyaldegisim.org/2011/01/nefret-suclarinda-medyanin-etkisi/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.sosyaldegisim.org/wp-content/uploads/2011/01/No-Place-for-Hate1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-823" title="No-Place-for-Hate" src="http://www.sosyaldegisim.org/wp-content/uploads/2011/01/No-Place-for-Hate1-300x291.jpg" alt="" width="216" height="210" /></a><strong>Uzm. Psk. Sabahat  Erler</strong></p>
<p style="text-align: left;">Nefret suçu, bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi önyargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır. Nefret suçları diğer suçlardan farklı çünkü her ne kadar bu suçlar bireylere karşı işleniyorlarsa da aslen hedef alınan o bireyin üyesi olduğu sosyal gruptur. Eğer bu suç bir defaya mahsus olarak işlenmemişse ve süreklilik arz ediyorsa, suç işleyenler nefret grubu olarak adlandırılırlar. Bu suçları engellemeye ve suç işleyenleri cezalandırmaya yönelik düzenlenmiş yasalara ise <strong>nefret yasası</strong> denir.<span id="more-821"></span></p>
<p style="text-align: left;">İlk olarak 1969 yılında &#8220;önyargı yasaları&#8221; olarak ABD &#8220;de kavramlaştırılan nefret suçları daha sonraki yıllarda Avrupa ülkeleri mevzuatlarına girmiştir. Başta yerli haklarının, daha sonraki kölelik uygulamasına bağlı olarak siyah haklarının, günümüzde ise daha çok göçmen ve vatandaşlık haklarının tartışıldığı ve bu tartışmadan beslenen sivil haklar mücadelesinin ve kazanımlarının muhafaza edilmesi şüphesiz hem ABD hem de dünyaülkeleri açısından son derece önemli. 1990&#8242;lı yıllardan itibaren, cinsiyet ve cinsel yönelim temelinde gerçekleştirilen saldırıların da bu kapsama alınması ile tarihi süreç nefret suçları ile mücadelede önemli bir evreye ulaşmıştır. Avrupa &#8220;da ve örneğin Almanya&#8217;da ise 2001 yılından bu yana &#8220;siyasi motifli suç&#8221; olarak kabul edilen bu kapsamdaki suçlar için daha çok &#8220;önyargı suçları&#8221; tanımlaması kullanılmaktadır.</p>
<p style="text-align: left;">Bir suçlu tarafından bir şahsa veya bir mülke karşı işlenen herhangi bir cezai suçun kaynağı o kimsenin ırkı, rengi, etnik kökeni ya da uyruğu; dini; cinsiyeti, cinsel yönelimi, yaşı, fiziksel veya zihinsel engelleri ise bu suç nefret suçunu teşkil eder.</p>
<p style="text-align: left;">Nefret suçları; sözlü taciz, tehdit edici davranışlar, nefretli konuşma, ad veya lakap takmak, postayla veya e-postayla rahatsız etmek, telefonla rahatsız etmek, mesajla rahatsız etmek, duvar yazısı, fiziksel saldırı, grupça saldırı, soygun, hırsızlık, gasp, taciz, tecavüz, sarkıntılık, gözdağı verme, şiddet, aile içi şiddet, kundakçılık veya diğer herhangi bir şekilde hasar verme gibi şekillerde işlenebilir.</p>
<p style="text-align: left;">Türkiye’de nefret suçlarına dönük sonu cinayetlere kadar varan bir dizi vahim olaylar yaşanmasına rağmen hâlâ bu alanda hukuki düzenlemeye gidilmemektedir. Çünkü Türkiye’de hâkim ideolojinin ürettiği zihniyet hâlâ farklı olanı dışlamakta, yok saymakta ve onları birer tehdit unsuru olarak görmektedir. Öncelikle bu duyguların beslendiği kaynaklar gözden geçirilmeli ve bu konuda yapılması gerekenler tartışılmalıdır.</p>
<p style="text-align: left;">Yükselen milliyetçilikle birlikte nefret dili yükselmekte ve etkisini arttırmaktadır. Türkiye’de sık sık medyanın taraflı, önyargılı ve ayrımcı bir dil kullandığına tanık oluyoruz. Özellikle de azınlık hakları, silahlı çatışmalar ve AB üyelik süreci gibi konularda bu dil kendini daha fazla gösteriyor. Haberlerde, özellikle de manşetler ve haber başlıklarında kullanılan provokatif, ırkçı ve ayrımcı dil, toplumda düşmanlık ve ayrımcı duyguları tetikleyen, kalıp yargıları güçlendiren birer araca dönüşüyor.</p>
<p style="text-align: left;">Medya en etkin kültürel iletkenlerden biridir. Bu nedenle çeşitliliği ve farklılığı öne çıkarmaya gücü olduğu kadar, bu çatışmayı sıradanlaştırma ve yayma konusunda da son derece etkili ve yönlendirici olabilir. Uzun yıllardır Türkiye medyası milliyetçi ve ayrımcı söylemin etkin kaynaklarından biri olmuştur. Bu gazetecilik türünün toplumdaki kutuplaşmaya dikkate değer bir katkısı sağlamıştır.</p>
<p style="text-align: left;">Geçtiğimiz yıllarda yaşanan bazı nefret suçları incelendiğinde, medyanın katkısı daha anlaşılabilir olacaktır. Hrant Dink cinayetinin azmettiricisi olarak yargılanmakta olan Yasin Hayal, verdiği ifadede “Hrant Dink’i şahsen tanımadığını ama gazetelerden Türk düşmanı olduğunu okuduğunu” söylemiştir. Aralık 2007′de İzmir Ayasofya Kilisesi rahibine saldıran zanlı ise Ogün Samast gibi kahraman olmak için bu fiili gerçekleştirdiğini ifade etmiştir. Medya sorumsuz veya dikkatsiz davranırsa, ırkçılığı ve kişilerin birbirine karşı nefret duyguları üretmesini tetikleyebilir, besleyebilir ve güçlendirebilir; en kötüsü de bu tür tutumları meşrulaştırıp, haklı çıkarabilir. Gazete haberlerini taramak, sivil toplum örgütlerinin haber, yıllık rapor ve kampanyalarını taramak, Türkiye’de de ciddi bir nefret suçları sorununun olduğunu anlamaya yetmektedir. “Kürt açılımı”, “dinsel azınlıklar”, “eşcinsel hakları” vb. konulardaki tartışma ve gruplaşmaları pek genel olarak takip etmek dahi, hem sözlü şiddet hem de fiili şiddet içeren nefret suçlarının ülkemizde de yaygın olduğunu göstermektedir.</p>
<p style="text-align: left;">Dünyaya baktığımızda ise nefret söylemi 1990’larda hem ABD’de hem de Avrupa’da ayrımcılık çerçevesi içinde ele alınmaya başlanmıştır. Bu bağlamda bilerek ve farkında olmaksızın farklı etnik, kültürel, dinsel ve cinsel kimlikleri veya fiziksel ve ruhsal olarak özürlü grupları hedef alacak aşağılama ve nefret içeren söz ve değişleri yasaklamaya başlamıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına baktığımızda, nefret dili kullanan kişinin etki alanı önemlidir ve bu kişinin siyasetçi olması durumunda sorumluluğunun daha yüksek olması gerektiğini ve toplumda farklı olana yönelik tahammülsüzlüğü geliştirecek ya da arttıracak dilden kaçınması gerektiğini ifade etmektedir.</p>
<p style="text-align: left;">Almanya’da yapılan araştırmalar özellikle yabancılara yönelik tehdit ve saldırıların kitle iletişim araçlarında yoğun olarak yer almasından sonra paralel taciz ve saldırıların kısa dönem içinde yoğun olarak artması ve medyanın ilgisi ortadan kalktıktan sonra düşmesi medyanın etkisine iyi bir örnek sayılabilmektedir.</p>
<p style="text-align: left;">Yaygın medya azımsanmayacak ölçüde nefret suçlarında faili koruyan ve cinayeti haklı gören bir dille haber yazmaktadır. Her ne kadar evrensel ve ulusal gazetecilik ilkeleri, hatta bazı medya kuruluşlarının kendi gruplarının yayınladığı basın etik ilkeleri bulunsa da, birçok haber ürünü bu ilkeleri ihlal edebiliyor. Böylesi bir dilin kullanılması ise toplumda huzursuzluk ve savunmasız gruplara yönelik yaygın bir önyargının yerleşmesine yol açıyor. Hedef alınan kişi ve gruplar ise tedirginleşiyor, sessizleşiyor ve demokrasinin olmazsa olmazı olan sosyal ve siyasal yaşama katılım şanslarından zorunlu feragat ediyorlar. Bu kışkırtıcı ve hedef gösterici dil kullanımı zaman zaman düşmanlaştırılan ve marjinalleştirilen grupların üyeleri ya da mekânlarına yönelik saldırılarla sonuçlanabiliyor. Mesela 6-7 Eylül olaylarında ya da Kardak krizi döneminde gazete manşetleri hep aynı zihniyetin ürünüdür. ‘Sokak faşizmi’ dediğimiz olguyu güçlendiren şey de yine bu nefret söyleminin medyada yer bulması ve rağbet görmesidir. Kendisini ‘dördüncü kuvvet’ olarak tanımlayan medyanın kasıtlı ve kasıtsız suç ortaklığını bırakıp, toplumun ve barışın gelişmesi için mücadele etmesi gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: left;">Nefret cinayetleri, medya’da “gay cinayeti”, “eşcinsel cinayeti”, “ahlaksız teklif” manşetleri atılarak, şiddet olayları magazinleştirilerek sunulmaktadır. Medya bu haberleri verirken genellikle zanlının savunması üzerinden haberi hazırlamaktadır. “Kurban”ın kendini savunması mümkün olmadığı için “zanlı”nın savunması ile hazırlanan haber de taraflı ve homofobik haberler olmaktadır.</p>
<p style="text-align: left;">Nefret suçlarının tespitinde hukuksal çevrenin önemi kadar, toplumsal ve profesyonel farkındalığın arttırılması da büyük önem taşımaktadır. İlkeler bazında medyada ayrımcılık karşıtı söylemi izleyen ve yapıldığı takdirde yaptırımı olan özerk birimler, bir yaptırım mekanizması kurulmalıdır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Medyanın nefret suçlarındaki olumsuz etkisini ortadan kaldırabilmek için;</strong></p>
<p style="text-align: left;">- Gazeteci ve diğer medya çalışanlarının eğitilmesi,<br />
- Azınlık gruplarından da medya çalışanının işe alınması ve terfi ettirilmesi,<br />
- Meslek içi eğitimler verilmesi,<br />
- Irkçılık karşıtı ve çok kültürlülük politikalarının geliştirilmesi ve değerlendirilmesi<br />
- Çokkültürlülükle ilgili haber yapma konusunda yeni ve güncellenmiş seminerler verilmesi gibi çalışmalar yapılabilir.</p>
<p style="text-align: left;">Kaynak: <a href="http://www.doktorsitesi.com/yazi/5248/Nefret-SuClarinda-Medyanin-Etkisi?a_id=8" target="_blank">Doktorsitesi.com</a></p>
<p style="text-align: left;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyaldegisim.org/2011/01/nefret-suclarinda-medyanin-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alternatif medya ne demek?</title>
		<link>http://www.sosyaldegisim.org/2010/12/alternatif-medya-ne-demek/</link>
		<comments>http://www.sosyaldegisim.org/2010/12/alternatif-medya-ne-demek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Dec 2010 03:34:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyaldegisim.org/?p=752</guid>
		<description><![CDATA[Sosyal Değişim Derneği’nin Danışma Kurulu üyesi olan Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, “Medya ve medyada yer alan güncel sorunlar” üzerine Medya Tekzip Merkezi’nin sorularını yanıtladı. Medyayı tanımlar mısınız? Medya, egemen ideolojinin meşrulaşmasında, yeniden üretilmesinde önemli ideolojik bir güçtür. Bu güç aynı zamanda simge yaratma, bilgi-anlam üretme ve durumları tanımlama özelliklerinde de sahiptir. Medya ahlaki anlayışı ile birlikte başta <a href='http://www.sosyaldegisim.org/2010/12/alternatif-medya-ne-demek/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.sosyaldegisim.org/wp-content/uploads/2010/12/3239.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-753" title="3239" src="http://www.sosyaldegisim.org/wp-content/uploads/2010/12/3239.gif" alt="" width="225" height="171" /></a>Sosyal Değişim Derneği’nin Danışma Kurulu üyesi olan Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, “Medya ve medyada yer alan güncel sorunlar” üzerine Medya Tekzip Merkezi’nin sorularını yanıtladı.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Medyayı tanımlar mısınız?</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong> </strong>Medya, egemen ideolojinin meşrulaşmasında, yeniden üretilmesinde önemli ideolojik bir güçtür. Bu güç aynı zamanda simge yaratma, <strong>bilgi-anlam</strong> üretme ve durumları tanımlama özelliklerinde de sahiptir.<span id="more-752"></span></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Medya ahlaki anlayışı ile birlikte başta “kamu yararı” kavramının önemliliği; basın özgürlüğü, medya denetiminde hukuki ve özdenetim hakkında neler yapılabilir. Özdenetim sisteminin varlık ve geçerliliğine inanıyor musunuz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Özdenetim sistemine inanmamak mümkün değil, iyi bir öz-denetim mekanizması ön-sansür ve sansüre yenik düşmememin temel şartlarından biri olduğu gibi, medyanın kamuoyunu doğru bilgilendirmesi için temel şartlardan biridir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Medyada yoğunlaşma (tekelleşme) hakkında neler düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Medyada yoğunlaşma olgusu tüm dünyada küreselleşmenin ivme kazanmasıyla birlikte hız kazandı. Yoğunlaşmalar sonucu tüm dünyada 8-10 grup tüm egemenliği ele geçirdi, bu gelişmelere paralel olarak Türkiye de doğal olarak aynı sürece girdi. Bugün Türkiye’de asıl işi gazetecilik olmayan 4-5 grubun turizm, bankacılık, enerji, Otomotiv, pazarlama vs. alanlarındaki yatay-dikey-çapraz birleşmeleri  ve adeta piyasadaki güç savaşını kazanmak için ellerindeki medya gruplarını  “silah” gibi kullanmaya başladılar. Burada de en büyük kurban “gerçekler” ve bu gerçekleri öğrenmesi gereken “kamuoyu” oldu.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Haber yapılırken medya etiği gözetiliyor mu? Etik kavramının öneminden bahseder misiniz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Medyada etik derken medya çalışanlarının “ahlakilik” ölçütlerine uyup, uymadıklarını eleştiren, sorgulayan ahlak felsefesini kastediyoruz. Burada temel olan unsur vicdani yükümlülüktür. Medya etiğinin ihlal edildiğine sıklıkla şahit oluyoruz. Burada gazetecinin sorumluluğu ilkesini göz ardı etmememiz gerekiyor, zaten medya etiğinin kuramsal temeli sosyal sorumluluk teorisine dayanıyor; gerçeğe bağlılık, izler/okur kitleye haber müşterisi veya haber tüketicisi yerine yurttaş muamelesi yapmak, nesnellik, dürüstlük, özgürlük-sorumluluk dengesinin kurulması, popülizm yapmama, tiraj-reyting canavarına yenik düşmeme gibi önemli amaçları vardır.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Son günlerde kanallarda yapılan eleştiri programlarına RTÜK ceza yağdırırken gazetecilerin yazdığı yazılar onları istifalara kadar zorluyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Bu durum demokrasilerde kabul edilemez bir durumdur, tüm demokrasilerde medya devlet başkanlarından siyasilere kadar herkesi eleştirir, tabii kişilik haklarına saldırmamak kaydıyla, kamu otoriteleri de bu durumu doğal karşılamalıdırlar, ayrıca bu eleştiriden olumlu bir şeyler çıkarabilmeleri de faydalıdır. RTÜK öteden beri siyasi iktidarlara yakınlığı ile eleştirilmekteydi, her ne kadar bağımsız bir otorite olarak yayın sonrası denetim sağlasa da, sansürcü zihniyet ile davrandığı konusunda ağır eleştirilere maruz kalıyordu, şimdilerde RTÜK’ün daha az müdahaleci bir tavır aldığını düşünüyorum. Ancak gazetelerdeki istifalar veya işten çıkarmalar editoryal bağımsızlık açısından çok düşündürücü. Burada siyasi-iktidar-medya-büyük sermaye ilişkilerine bakmak lazım, bir ülkenin medyasının siyasi iktidardan korkması, yıldırılması veya en azından kendini tehdit ve korku içinde hissetmesi kabul edilebilir bir durum değil. Sayın<strong> Oktay Ekşi’nin</strong> üslubunu çirkin buldum. Mesleğinin sonlarına gelmiş, bu şekilde bitirmemesi lazımdı.Neticede bir işe başlanırken değil; işi nasıl bitirdiğinle anılırsın.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Medya kendi eleştirisini yapıyor mu?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Ne yazık ki Türkiye’de öz eleştiri kültürü ne kurumsal ne de bireysel düzeyde gelişememiş bir olgu. Öz eleştiri yapmanın “zaafları açığa vurmak ve kabullenmek” gibi bir algısı var toplumda. Medya da bundan nasibini alan bir sektör, halbuki öz eleştiri batılı demokrasilerde tartışma kültürünün vazgeçilmez unsurlarından biri.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Medyayı halen 4. güç olarak nitelendirebilir miyiz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Tabii ki hayır, artık günümüzde ütopik bir şey bu, 4.güç diğer üç gücü gözetleyen, sorgulayan, eleştiren güçtür. Medya diğer üç gücün karşısında yer alması gerekirken çoğu zaman bir arada hareket edebiliyor, muhalif değil, statükocu bir medyanın varlık nedeni de bu zaten.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Alternatif medyayı nasıl tanımlarsınız?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Alternatif Medya hakkında da açıklama yapan İnceoğlu alternatif medyayı şöyle tanımlıyor:</p>
<p style="text-align: left;">Ana  akım medyaya muhalif, radikal, anarşist, anti-otoriter, anti-hiyerarşik, kâr amacı gütmeyen ve ana akım medyada göremediğimiz haberlerin görüldüğü, temsil edildiği mecra olarak tanımlıyor. Bunlara örnek <strong>olarak; </strong><strong> </strong><strong>Ekolojist Hareketler, Eşcinsel Hareketler, Anarşist Hareketler, Feminist Hareketleri gösteriyor</strong>.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Ana akım medya: İdeolojik zehir saçıyor…</strong></p>
<p style="text-align: left;">“Bir başka dünya mümkün sloganı” alternatif medyanın temelini oluşturur diyor. Dr. İnceoğlu  ana akım medyanın dayattığı, çarpık, eksik, zehirlenmiş haberler karşısında  alternatif medyanın sesini duyurmaya çalıştığını söylüyor. Açık Radyonun alternatif medya örneğini taşıdığını söyledi.</p>
<p style="text-align: left;">“İngiliz Dili Edebiyatı Bölümünden mezun olmanıza rağmen iletişim alanında çalışıyorsunuz. Gazeteciliği yeni nesillere tavsiye eder misiniz ?” sorusuna İnceoğlu,  kamunun bilme hakkının sağlanması için gazeteciliği çok önemsediğini belirtiyor. Dr. İnceoğlu, gazetecilikte istihdam sorunu olduğunu, gazetecilerin az maaş aldıklarını, özellikle de muhabirlerin ezildiklerini belirtti. Son yıllarda bu nedenlerden dolayı İletişim Fakültelerinde  gazetecilik bölümlerinin tercih edilmez hale getirildiğini ifade etti. Günümüzde  daha “in” olan halkla ilişkiler ve reklamcılık bölümlerinin tercih edildiğini söylüyor. Ancak gazeteciliğin buna rağmen yapılması, tercih edilmesi gerektiğini vurguluyor.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Medya bugün ciddi bir güven bunalımıyla karşı karşıya bu konu hakkında Medya Tekzip Merkezi olarak da medyayı takip ederek yaptıkları yalan- hatalı- tekzip edilmiş haberleri raporlayarak ulusal basının kamuoyu önünde</strong><strong> </strong><strong> </strong><strong>güvenirliliğini ve güvenli olmamasını paylaşıyoruz.</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Medya tekzip merkezi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu açıdan bakıldığında Medya tekzip Merkezi gelecek yılların medya denetçisi/medyanın kontrolörü olacak araçlardan biri olabilir mi? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p style="text-align: left;">Ulusal Basının karnesini Ana akım medya gazetelerinin sür manşetten verebileceği gün geldiğinde ve bu karnede yer alan yalan/hatalı haber sayısındaki düşüş gerçekleştiğinde <strong>Medya Tekzip Merkezi</strong> medyanın güvenirliliğini kazanmasında önemli görevler üstlenmiş olacaktır. Demokrasilerde bu tür bağımsız oluşumlar medyayı gözetleyerek, denetleyerek büyük katkılarda bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;"><strong>Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu’nun Biyografisi</strong></p>
<p style="text-align: left;">Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu   1961 yılında İstanbul’da doğdu. <strong>Atatürk Kız Lisesi</strong>‘nden  mezun olan Dr. İnceoğlu  1983 yılında<strong> </strong><strong>İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili Edebiyatı</strong> Bölümünü bitirdi.Yüksek lisans ve doktora derecelerini Marmara Üniversitesinin Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümünde tamamladı. Dr. İnceoğlu  1993 yılında üniversitenin aynı bölümünden doçent, 1999 yılında da profesörlük unvanı aldı. 2004 yılında  <strong>Marmara Üniversitesinden</strong> <strong>Galatasaray Üniversitesinin</strong><strong> </strong>İletişim Fakültesine  geçiş yaptı.</p>
<p style="text-align: left;">Dr. İnceoğlu, üniversitede lisans, lisans üstü ve doktora seviyelerinde dersler veriyor.Marmara Üniversitesi’nde de doktora dersleri devam ediyor.Verdiği dersler arasında <strong>Alternatif </strong><strong> </strong><strong>Medya ve Hak Haberciliği, Medyanın Güncel Sorunları, Uluslararası İletişim ve İletişim Etiği var.</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Medya Gözlem Platformunun</strong> kurucu üyelerinden olan İnceoğlu, Sosyal  Değişim Derneğinin Danışma Kurulu Üyesi, <strong>Kültür Sanat Merkezi olan Garaj İstanbul’un</strong> bireysel destekçisi<strong>, İstanbul Kadın Vakfı’nın Mütevelliler Heyeti</strong> üyesidir. İnceoğlu aynı zamanda <strong>Medya Tekzip Merkezinin</strong> de danışma kurul üyesidir.</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">Söyleşi: Ersin Çeliktürk<br />
Kaynak: <a href="http://www.medyatekzip.com/news_detail.php?id=2203" target="_blank">Medya Takip Merkezi</a></p>
<p style="text-align: left;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyaldegisim.org/2010/12/alternatif-medya-ne-demek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nefret etmemeyi önce okul ve medya öğretebilmeli</title>
		<link>http://www.sosyaldegisim.org/2010/11/nefret-etmemeyi-once-okul-ve-medya-ogretebilmeli/</link>
		<comments>http://www.sosyaldegisim.org/2010/11/nefret-etmemeyi-once-okul-ve-medya-ogretebilmeli/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Nov 2010 06:13:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret suçları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyaldegisim.org/?p=461</guid>
		<description><![CDATA[İnsan Hakları Gündemi Derneği&#8217;nin (İHGD) düzenlediği toplantıda, &#8220;Nefret Söylemi ve Nefret Suçu&#8221; bilincinin medya ve eğitim sisteminde yaygınlaşmasının önemine işaret edildi. Almanya Büyükelçiliği&#8217;nin desteklediği ve Ankara Midas Oteli&#8217;nde gerçekleştirilen etkinlikteTankut Taşkın Soykan, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı&#8217;nın (AGİT) bu söylem ve suçlarla mücadelesi konusunda sunum yapmasıyla başladı. Toplantıya katılanlara, Avrupa Konseyi&#8217;nin Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı ile <a href='http://www.sosyaldegisim.org/2010/11/nefret-etmemeyi-once-okul-ve-medya-ogretebilmeli/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.sosyaldegisim.org/wp-content/uploads/2010/11/490-250.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-462" title="490-250" src="http://www.sosyaldegisim.org/wp-content/uploads/2010/11/490-250-300x153.jpg" alt="" width="240" height="122" /></a>İnsan Hakları Gündemi Derneği&#8217;nin<a href="http://www.rightsagenda.org/"> (İHGD) </a>düzenlediği toplantıda, <strong>&#8220;Nefret Söylemi ve Nefret Suçu</strong>&#8221; bilincinin medya ve eğitim sisteminde yaygınlaşmasının önemine işaret edildi.</p>
<p style="text-align: left;">Almanya Büyükelçiliği&#8217;nin desteklediği ve Ankara Midas Oteli&#8217;nde gerçekleştirilen etkinlikte<strong>Tankut Taşkın Soykan,</strong> Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı&#8217;nın<strong> (AGİT)</strong> bu söylem ve suçlarla mücadelesi konusunda sunum yapmasıyla başladı.<span id="more-461"></span></p>
<p style="text-align: left;">Toplantıya katılanlara, Avrupa Konseyi&#8217;nin Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı ile Mücadele Komisyonu olan<a href="http://www.coe.int/t/dghl/monitoring/ecri/default_en.asp"> ECRİ&#8217;</a>si gibi AGİT&#8217;in de bu suçlarla mücadelede Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu&#8217;nun <a href="http://www.osce.org/odihr/">(ODİHR) </a>bulunduğu aktartıldı; Türkiye yetkililerinin çok az bilgilendirdiği bu yapıya hak savunucuları ve STK&#8217;ların da bilgi aktarabileceği belirtildi.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Yerel medya araçlarına dikkat!</strong></p>
<p style="text-align: left;">Nefret söyleminin yeni medya araçlarıyla (blog, forum, twitter, facebook vs) çok sıradan şekilde yaygınlaşmakta olduğu konusunda uyarıda bulunan Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. <strong>Mutlu Binark</strong>, eğitim sistemi içerisinde buna dair bir strateji geliştirilmesinin öneminden söz etti.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Yerel medya ve okullarda bilinç önemli</strong></p>
<p style="text-align: left;">İnsan Hakları Ortak Platformu<a href="http://www.ihop.org.tr/"> (İHOP) </a>temsilcisi<strong> Ferai Salman</strong> da, ifade özgürlüğü kadar nefret söylemi konusunda da yerel medya düzeyinde de bilinçlenmeye ihtiyaç olduğunu, diğer yandan da bu alanın da izlenmesi gerektiğini söyledi. Toplantıda yerel ve ulusal gazeteci örgütlerinin gazetecilere yönelik ihlaller kadar bu konuda ses vermelerinin zorunluluk olduğu da ifade edildi.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Selendi sanıklarına 216&#8242;dan dava</strong></p>
<p style="text-align: left;">İzmir Romanlar Derneği başkanı <strong>Abdullah Cıstır</strong> ise, bu suçlarla mücadele konusunda yargının kararlılık göstermesinin önemine işaret etti; Selendi&#8217;de Romanlara yönelik saldırılarla ilgili &#8220;kin ve düşmanlığa tahrik&#8221;i cezalandıran Ceza Yasası&#8217;nın (TCK) 216. maddesinden dava açılmasının kendiliğinden olmadığını ve sürecin kararlı bir şekilde izlemelerinin sonucunda olduğunu kaydetti.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>ABGS, Başbakanlık, Adalet Bakanlığı da temsil edildi</strong></p>
<p style="text-align: left;">Tespit ve önerilerini paylaşan katılımcılar, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Başbakanlık ve Adalet Bakanlığı&#8217;ndan birer temsilcinin davette bulunmalarını önemsediklerini, diğer bakanlık ve kamu kuruluş temsilcilerinin de sürece dahil edilmesinin önemli olduğu konusunda birleştiler.</p>
<p style="text-align: left;">Geçmişte Genelkurmay başkanlarının toplumun çeşitli kesimlerini hedef gösterir açıklamalar yaptığına değinilen toplantıda Başbakan Erdoğan&#8217;dan da dışlayıcı beyanlardan kaçınması istendi.</p>
<p style="text-align: left;">Toplantıda, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi, KAOS GL, KURT DER, Mülteciler Derneği, Siyah Pembe Üçgen İzmir LGBT derneği, Diyarbakır Barosu, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM), Kafkas Derneği&#8217;nin temsilcileri de vardı.</p>
<p style="text-align: left;">Kaynak: Bianet</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyaldegisim.org/2010/11/nefret-etmemeyi-once-okul-ve-medya-ogretebilmeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 Yıl, 10 Örnek</title>
		<link>http://www.sosyaldegisim.org/2010/10/ulusal-basinda-nefret-suclari-10-yil-10-ornek/</link>
		<comments>http://www.sosyaldegisim.org/2010/10/ulusal-basinda-nefret-suclari-10-yil-10-ornek/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Oct 2010 17:01:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yayınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret suçları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyaldegisim.org/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[İçindekiler Giriş Nefret suçu ve nefret söylemi nedir? Niçin önemlidir? Nefret suçları diğer suçlardan niçin farklıdır? Nefret suçları teriminin ortaya çıkışı Uluslararası hukukta nefret suçları ABD hukukunda nefret suçları AGİT katılımcısı ülkelerde nefret suçları Avrupa Birliği hukukunda nefret suçları Nefret söylemi, önyargılar ve medyanın rolü Nefret suçları ve nefret söylemi üzerine verilerin toplanmasının önemi Ulusal <a href='http://www.sosyaldegisim.org/2010/10/ulusal-basinda-nefret-suclari-10-yil-10-ornek/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.sosyaldegisim.org/wp-content/uploads/2010/10/kapak.jpg"><img class="size-full wp-image-43 alignleft" style="margin: 25px;" title="kapak" src="http://www.sosyaldegisim.org/wp-content/uploads/2010/10/kapak.jpg" alt="Nefret suçları" width="180" height="250" /></a></strong><strong>İçindekiler</strong></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<ul>
<li>Nefret suçu ve nefret söylemi nedir? Niçin önemlidir?</li>
<li>Nefret suçları diğer suçlardan niçin farklıdır?</li>
<li>Nefret suçları teriminin ortaya çıkışı</li>
<li>Uluslararası hukukta nefret suçları
<ul>
<li>ABD hukukunda nefret suçları</li>
<li>AGİT katılımcısı ülkelerde nefret suçları</li>
<li>Avrupa Birliği hukukunda nefret suçları</li>
</ul>
</li>
<li>Nefret söylemi, önyargılar ve medyanın rolü</li>
<li>Nefret suçları ve nefret söylemi üzerine verilerin toplanmasının önemi</li>
<li>Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 Yıl, 10 Örnek – Metodoloji – Proje ve çalışma hakkında bilgi</li>
<li>Çalışmanın sınırları</li>
<li>Bulgular – Çalışmanın sonuçları</li>
<li>Vakit Gazetesi ve köşe yazıları</li>
<li>Tavsiyeler</li>
<li>Kaynaklar<span id="more-42"></span></li>
</ul>
<p>Kitabı çevrimiçi okumak için:</p>
<p><a href="http://issuu.com/lewox/docs/nefret_suclari">http://issuu.com/lewox/docs/nefret_suclari</a></p>
<p>Kitabı Acrobat formatında indirmek için (1,42 MB):</p>
<p><a href="http://www.sosyaldegisim.org/wp-content/uploads/2010/10/nefret_suclari_light-.pdf" target="_blank">http://www.sosyaldegisim.org/wp-content/uploads/2010/10/nefret_suclari_light-.pdf</a></p>
<p>» Sosyal Değişim Derneği Yayınıdır.</p>
<ul>
<li>1. Baskı</li>
<li>Nisan 2010, İstanbul</li>
<li>İstiklal Caddesi, Bekâr Sokak, 16/3, 34435 Beyoğlu – İstanbul, Turkey</li>
<li>Tel: 0212-292 34 39, Web sitesi: <a href="http://www.sosyaldegisim.org/">www.sosyaldegisim.org</a>, E-Posta: <a href="mailto:%20bilgi@sosyaldegisim.org" target="_blank">bilgi@sosyaldegisim.org</a></li>
</ul>
<p>» <em>Editörler</em>: T. Cengiz Alğan ve F. Levent Şensever</p>
<p>» <em>Düzeltmeler</em>: Emine Alğan</p>
<p>» <em>Tasarım</em>: Sosyal Değişim Derneği</p>
<p>» <em>Baskı</em>: Yön Matbaası, Davutpaşa Caddesi, Güven Sanayi Sitesi, B-Blok, Kat: 1, No: 366, Topkapı – İstanbul, Tel: 0212-544 66 34</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyaldegisim.org/2010/10/ulusal-basinda-nefret-suclari-10-yil-10-ornek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ayrımcı söylem her türlü ayrımcı davranış kadar tehlikelidir</title>
		<link>http://www.sosyaldegisim.org/2010/10/ayrimci-soylem-her-turlu-ayrimci-davranis-kadar-tehlikelidir/</link>
		<comments>http://www.sosyaldegisim.org/2010/10/ayrimci-soylem-her-turlu-ayrimci-davranis-kadar-tehlikelidir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Oct 2010 21:21:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Söyleşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret söylemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyaldegisim.org/?p=134</guid>
		<description><![CDATA[Kitlesel medyanın verdiği, vermeyi uygun gördüğü haberlerle televizyon karşısında hop oturup hop kalkarken, gazete haberlerini, köşe yazılarını büyüyen gözbebeklerimizle okurken, kısaca haber ya da köşe yazısı olarak sunulan ne varsa onu anlamlandırmaya çalışırken, imdadımıza bir kavram yetişti: “Nefret Söylemi”. İzlediğimiz haberlerde, okuduğumuz köşe yazılarında, gazetelerin manşetlerinde gördüğümüz ayrımcı, önyargılı her cümle bu söylemin bir ürünü. Sadece <a href='http://www.sosyaldegisim.org/2010/10/ayrimci-soylem-her-turlu-ayrimci-davranis-kadar-tehlikelidir/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kitlesel medyanın verdiği, vermeyi uygun gördüğü haberlerle televizyon karşısında hop oturup hop kalkarken, gazete haberlerini, köşe yazılarını büyüyen gözbebeklerimizle okurken, kısaca haber ya da köşe yazısı olarak sunulan ne varsa onu anlamlandırmaya çalışırken, imdadımıza bir kavram yetişti: “Nefret Söylemi”.</p>
<p>İzlediğimiz haberlerde, okuduğumuz köşe yazılarında, gazetelerin manşetlerinde gördüğümüz ayrımcı, önyargılı her cümle bu söylemin bir ürünü.<span id="more-134"></span></p>
<p>Sadece nefret söylemi değil, bir de en az nefret söylemi kadar aşina olduğumuz,  beraberinde getirdiği nefret suçları var lügatlarımızda yerini alan. Yazdıkları yazılar nedeniyle mahkum edilen, hedef gösterilen, neticesinde katledilen yazarların, gazetecilerin,  sadece başka bir dine, ırka mensup olduğu,  farklı olduğu için nefret edilen ve  öldürülen insanların sayısını düşünürsek, ülke ahvalini takip etmeye çalışan ortalama bir Türkiyelinin bu  konular  hakkında ihtisas yaptığını bile söyleyebiliriz.</p>
<p>9 – 11 Nisan  tarihleri arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Uluslararası Hrant Dink Vakfı tarafından düzenlenen Nefret Suçları ve Nefret Söylemi Konferansı’na katılmak için  İstanbul’da olan ve Eleştirel Söylem Analizi alanının önde gelen kuramcılarından Profesör Teun A. van Dijk’e ifade özgürlüğünü, nefret söylemini, nefret suçlarını ve medyanın hallerini sorduk.<em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de milliyetçilik  ve vardığı son nokta olan ırkçılık son derece arttı.  Burada bir kavram karmaşası  da yaşanıyor. Aslında daha çok ‘vatanseverlik’ ve ‘milliyetçilik’ kavramları  birbirleriyle karıştırılır oldu. Irkçı eylemlere karışan, ırkçı söylemler geliştiren herkes, ‘‘Ülkemi ve ülkemin şerefini korumak için’’ diye açıklıyor yaptığını. Vatanseverlik ve milliyetçilik kavramlarını tanımlar mısınız?</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Vatanseverlik son derece kişisel bir duygudur. Kişinin ülkesini sevmesi olarak tanımlanabilir. Bu duygu ile ilintili eylemler de, örneğin kendini kurban etmek de kişisel bir duygu neticesinde gelişen bir eylemdir. Milliyetçilik ve ırkçılık  ise gruplara ait ideolojilerdir. Her ikisi de, toplumsal olarak paylaşılan bir grubun kendilik imajını, ait olunan grubun; mesela bir ulusun, beyaz insanların üstünlüğüne, diğer grubun, grupların, misal başka ulusların, yabancıların, azınlıkların aşağı olduğuna dair önyargılı değerlendirmeler içerir.</p>
<p>Bu iç – grup ve dış – grup arasındaki ideolojik kutuplaşma, en çok dış – gruba yönelik ayrımcılık ve iç – gruba yönelik pozitif ayrımcılık olarak gösterir kendini toplumda. ‘Biz ‘ ve ‘onlar’ söylemi siyasetin, medyanın ve eğitimin söylemine de sirayet eder. Bu nedenledir ki, ırkçı ve milliyetçi söylemler sadece gündelik hayattaki ayrımcılığı meşrulaştırmakla kalmaz, şiddeti ve hatta imhayı da meşrulaştırır, mümkün kılar. Yahudi Soykırımı’nda ve Bosna’da bunun örneklerini gördük. Irkçılık ve milliyetçilik çoğu zaman ayrılmaz birer ikilidir. Zira milliyetçi ideolojiye göre ulus ‘saf’ kalmalıdır, yani göçten, diğer uluslardan ve diğer etnik gruplardan azade olmalıdır. Bu nedenle milliyetçilerin göçe karşı olduğunu söyleyebiliriz pekâlâ. Özellikle de dış görünüşleri ve kültürleri ile farklı oldukları varsayılan  grupların göçüne. Aralarında bir fark da vardır elbette. Milliyetçilik bir ulusun tasavvur edilmiş  kimliği, üstünlüğü üzerine odaklanırken, ırkçılık bir ırkın, etnik grubun tasavvur edilmiş üstünlüğüne odaklanır. Bu aynı ulus içinde de olabilir. Amerika’daki Afrikalılar, Brezilya’daki siyahîler veya işte Türkiye’deki Kürtlerin yaşadığı da budur.<em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Nefret söylemini tanımlar mısınız? Nedir tam olarak nefret söylemi?</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Aslına bakarsanız ben bu ‘nefret söylemi’ lafından pek hoşlanmıyorum. Her ne kadar kısa, pratik  ve açıklayıcı bir laf olsa da.  Nefret bir duygudur. Irkçı metinler ve söylemler bireysel duygulara değil, ırkçı ideolojilere dayanır. Hiç de duygusal olmayan sonuçları vardır. Yani nefret söylemi demek yerine, daha net olarak “ırkçı söylem”, “cinsel ayrımcı söylem”, “milliyetçi söylem” demeyi tercih ederim. Bireysel duygularla aralarında bir fark olduğunu düşündüğümden. Kişinin duyguları görece olarak kısa sürelidir, daimî değildir. Diğer yandan fikirleri ve değerlendirmeleri daha kalıcı olabilir. Dolayısıyla sosyal pratiğini mesela ayrımcılığını daha kalıcı ve yapısal  bir şekilde etkiler.</p>
<p>Bu nedenle biri ‘‘senden nefret ediyorum’’  ya da ‘‘onlardan nefret ediyorum’’ dediğinde,  aslında bir kişi ya da grup hakkında güçlü negatif duygulara sahip olduğunu söylüyordur. Sadece belli şartlar altında, şahsî değerlendirmelerinin bir yansıması, vardığı kanaat  olan bu ‘nefret’ ya da belirli bir grup tarafından paylaşılan bu tavır, gerçek manada öfkenin doğmasına sebep olur.  Gündelik hayatta azınlıklara ya da göçmenlere yönelik ayrımcı davranışların çoğunda nadiren böylesine bireysel bir öfke duygusu mevcuttur. Hatta son derece duygusuz ve mantıklı bile olabilir bu davranışlar. Yani mantıklı derken kendi grubunun menfaatine, karşıt grubun zararına hizmet edecek tasarlanmış davranışlar olabilir bu davranışlar.</p>
<p><em>Sunumuzda ifade özgürlüğü konusunda Noam Chomsky ile aynı fikirde olmadığınızı söylediniz? Neden Chomsky ile aynı fikirde olmadığınızı anlatır mısınız?</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Chomsky’nin duruşunu, ABD’deki anayasa ile belirlenmiş  mutlak  ifade özgürlüğüne olan inancını anlıyorum. Lakin ben bu konuda daha Avrupalı bir yaklaşımı benimsiyorum. Yani mutlak her tür özgürlüğün, mutlak güce dönüşebileceğine ve böylesine bir gücün de istismarının mümkün olduğuna inanıyorum. Mesela sembolik elitler tarafından, yani politikacılar, gazeteciler ya da profesörler tarafından, kamu söylemini belirleyen, şekillendirebilen, dolayısıyla geniş manada halkın zihnini dolaylı yoldan etkileyebilenler tarafından istismar edilebileceğine inanıyorum. Kanunlar nasıl insanlara zarar veren davranışları yasaklıyorsa, benzer söylemleri de, grupların, özellikle azınlık konumundaki grupların zarar görmesine sebep olan söylemleri de sınırlandırabilmeli. Tümüyle özgür ifade, diğer grupların varlığını sorunsallaştıracak, tecritlerine neden olacak, dışlanmalarını kışkırtacak ve hatta tümden yok edilmelerine sebep olacak şekilde suistimal edilebilir. Bu nedenle, söylem her türlü ayrımcı davranış kadar tehlikelidir. Sosyal bir hak ve temel  bir insan hakkı olan ifade özgürlüğü, yurttaşları devlete ve toplumdaki diğer güç odaklarına karşı korumak amacıyla icat edilmiştir. Kendi grubumuzun zihnini kontrol edip diğer gruplar üzerinde etkili olmak amacıyla suistimal edilmek için değil. Elbette her türlü özgürlüğün sınırlandırılması  söz konusu olduğunda olduğu gibi, bu da çok istismara açık bir durumdur ve bunun da suistimal edilmemesi gerekir. Devlet, yargı ya da diğer güç odakları da bu sınırlandırmayı suistimal etmemeli, kendi çıkarları doğrultusunda kullanmamalıdır. Bu nedenledir ki, bu tür sınırlandırmalar çok dikkatli yapılmalıdır. Her bağlam, her durum için tekrar tekrar gözden geçirilmelidir. Örneğin halkın ortak amaçları, hedefleri gözetilerek ve bu söylemin etkilerinin ne olacağı ölçülüp biçilerek. Irkçılık doğuştan gelen bir özellik değildir. Demek ki insanlığın öğrendiği bir şey bu. Kimse ırkçı olarak doğmaz. Irkçılığın söylem aracılığı ile öğrenildiğini biliyoruz. O nedenle bu tür kamusal söylemleri, amacı aşikâr bir şekilde ırkçı tavırlar ve ideolojiler üretmek olan söylemleri yasaklamalıyız. İftirayı, karalamayı da yasaklıyoruz. Bunu da aslında elitleri korumak için yapıyoruz. Sıradan vatandaşlar iftiraya uğradıklarında nadiren yargıya başvururlar. Bu nedenle, ifade özgürlüğü de bir etnik ya da azınlık grubu karalamaya yönelik olarak  kullanılıyorsa, bu karalama eşitsizliği üretiyor ve körüklüyorsa, hukukî olarak sınırlandırılmalıdır. Bunu söylerken şunu da kastediyorum, bir etnik çoğunluk ya da baskın grup hakkında sarf edilen ‘olumsuz’  sözler, bu söylem de bana kalırsa ırkçılık değildir tanım olarak. Zira ırkçılık tahakkümü ve sosyal eşitsizliği devam ettirmeyi amaçlayan bir ideolojidir. Bu tip söylemlere, ayrımcılığa ve tahakküme karşı gelmek de asla ırkçılık,cinsel ayrımcılık veya milliyetçilik değildir.<em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>O zaman medyayı kontrol eden bir mekanizma da olmalı. Sunumunuzda da bunu belirttiniz. Ne tür bir mekanizma peki bu bahsettiğiniz?</em></p>
<p>Pek çok ülkenin medyayı düzenleyen bir mekanizması zaten var. Bunlar ulusal kurullar, profesyonellerden oluşan kurullar.  Hepsinin görevi medyadaki ihlallere yönelik şikâyetleri değerlendirmek. Kitlesel medya – genel anlamda güçlü ulusal ve uluslararası işletmeler – çok güçlü. Sadece kurumsal olarak, büyük şirketler olarak değil, insanların zihinlerini kontrol etmek ve şekillendirmek konusunda da çok büyük bir güce sahipler. Böylesine bir güç elbette ki, toplumdaki diğer tüm büyük güç odakları gibi kontrol edilmelidir. Günümüzde artık gıdamızın, endüstriyel ürünlerin kontrol edilmesi gerektiği, doğayı korumamız gerektiği konusunda hemfikiriz. Aynı şekilde kitlesel medyanın vatandaşları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasını, gücünü azınlıkların haklarını ihlal etmek amacıyla kullanmasını engellemek için de benzer bir kontrolle denetlenmesi gerekir.  Elbette ki yine daha önce de söylediğim gibi bu tür bir kontrol de suistimal edilmemelidir. Devlet, devletin birimleri ve diğer güç odakları da kendi gücünü gayrimeşru bir sansür uygulamak için kullanmamalıdır. Gazetecilerden, kitlesel medya ve medyanın toplum üzerindeki etkisi konusunda uzmanlaşmış akademisyenlerden, hukuk danışmanlarından, sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan denetleme kurulları oluşturulmalıdır.<em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Bundan bir kaç ay önce bir köşe yazarı yazdığı bir  yazıda eski PKK üyelerinin Türkiye’ye dönüşlerinde karşılanma biçimlerini eleştiren bir yazı kaleme aldı. Yazısının başlığı ‘PKK teroristi olmadığıma pişmanım’ idi. Yazısında eğer PKK teroristi olsaydı,  Kürt şarkıcı Rojin’i dağa kaldırıp seks kölesi yapacağını söylüyordu. Rojin yazara dava açtı. Bunun üzerine aynı köşe yazarı Rojin’in daha akıllı bir kadın olduğunu sandığı, yaptığı kara mizahı ne yazık ki anlayamadığını ve esprisine neden gülmediğine şaşırdığını söyledi. Pek çok meslektaşı da kendisine destek verdi. Böylesi bir söylemi nasıl tanımlarsınız? Köşe yazarlarının sahip oldukları ‘güç’  hakkında ne söyleyebilirsiniz?</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Köşelerinde yazdıklarının ne gibi olumsuz neticeler doğurabileceğini, yazdıkları ile özellikle de azınlıkların ve kadınların haklarını ihlal edeceğini bilmeyen ya da anlamayan köşe yazarları, ilkesel olarak böylesine güçlü bir kamusal söylem mecrasına sahip olmamalıdır.  Zira bu tür yazarlar demek ki bu iş için yeteri kadar donanımlı değillerdir. Kamuya hitaben yazıyorsak, başkalarının haklarını gözönünde bulundurmalıyız. Özellikle de azınlıkların. Yaptığımız esprileri, kelime oyunların ve kara mizahı -adı her neyse- bunu göz önünde bulundurarak yapmalıyız. Çünkü yazdıklarımızın her zaman yanlış anlaşılma ihtimali vardır. Her şey, aslında tüm söylem yorumlaması bağlama göre değişir. Son derece tanınmış ırkçılık karşıtı, cinsel ayrımcılık karşıtı bir yazarsa bunu yazan, hiç kimse onun niyetinden şüphe etmiyorsa, o zaman bu ve benzeri sözlerin kara mizah içeren sözler olduğu düşünülebilir, ama bahsettiğiniz gazeteci, kadınlara ya da Kürtlere karşı eşitlikçi bir tavrı olmayan bir yazarsa, o zaman kara mizah içeren sözleri, son derece bilindik bir söylem stratejisi olan siyaseten doğru olmayan şeyleri esprili bir şekilde, mizah kisvesi altında sunmak olarak adlandırılabilir. Dolayısıyla bu durum hakkında pek yorum yapamayacağım. Bahsettiğiniz yazarı tanımıyorum. Ama şunu da belirtmek isterim ki, bu gibi durumlarda yazılan, sarf edilen sözlerin içinde çoğu zaman  mutlaka bir tane  de hiç de kara mizah unsuru içermeyen bir fikir bulunur.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&amp;aid=26487" target="_blank">Açık Radyo</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyaldegisim.org/2010/10/ayrimci-soylem-her-turlu-ayrimci-davranis-kadar-tehlikelidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nefret söylemi Ankara Üniversitesi’nde tartışıldı</title>
		<link>http://www.sosyaldegisim.org/2010/10/nefret-soylemi-ankara-universitesi%e2%80%99nde-tartisildi/</link>
		<comments>http://www.sosyaldegisim.org/2010/10/nefret-soylemi-ankara-universitesi%e2%80%99nde-tartisildi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2010 16:27:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Lewox</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler/Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Nefret söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni medya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sosyaldegisim.org/?p=283</guid>
		<description><![CDATA[Medyada Irkçı ve Ayrımcı Söylemler Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde tartışıldı. Ders olarak işlenen konu hem geleneksel hem de Yeni Medya araçları ekseninde masaya yatırıldı. Ankara Üniversitesi Ahmet Taner Kışlalı Sanatevi’nde İletişim Fakültesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen panelde, son dönemde hakkında yasa çıkarılması tartışılan nefret söylemi ve etkileri gözler önüne serildi. Panele konuşmacı olarak Doç. Dr. Ülkü <a href='http://www.sosyaldegisim.org/2010/10/nefret-soylemi-ankara-universitesi%e2%80%99nde-tartisildi/'>[...]</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Medyada Irkçı ve Ayrımcı Söylemler Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde tartışıldı. Ders olarak işlenen konu hem geleneksel hem de Yeni Medya araçları ekseninde masaya yatırıldı.</p>
<p style="text-align: left;">Ankara Üniversitesi Ahmet Taner Kışlalı Sanatevi’nde İletişim Fakültesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen panelde, son dönemde hakkında yasa çıkarılması tartışılan nefret söylemi ve etkileri gözler önüne serildi.</p>
<p style="text-align: left;">Panele konuşmacı olarak Doç. Dr. Ülkü Doğanay, Alternatif Bilişim Hukuk Danışmanı Av. Ayşe Kaymak, Özgür Radyo çalışanı İlden Dirini, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Ens.Yüksek Lisans öğrencisi Eser Aygül ve Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enst.Yüksek Lisans öğrencisi Tuğrul Çomu konuşmacı olarak katıldı. Oturumu Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mine Gencel Bek yönetti.<span id="more-283"></span></p>
<p style="text-align: left;">Prof. Dr. Mine Gencel Bek, medyada nefret söylemine ilişkin kısa bir giriş yaptıktan sonra sözü konuşmacılara bıraktı. İlk konuşmayı Av. Ayşe Kaymak yaptı. Alternatif Bilişim Hukuk Danışmanı Ayşe Kaymak “Nefret Söylemi ve Nefret Suçlarının Hukuki boyutunu ele aldı. Türkiye’de nefret suçlarını düzenleyen yasaların yeterli olmadığına dikkat çeken Kaymak, bu konuda en temel kanun maddesi olan TCK 122. Madde’nin ise çoğu zaman nefret söylemi karşıtlarına uygulandığına dikkat çekti. Nefret suçlarına ilişkin yasalar düzenlenirken, insanlığın kolektif bilincine, değerine ve onuruna atıf yapacak bir yasa olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Kaymak, nefret suçları ile düşünce özgürlüğünün karşı karşıya getirilerek bu suçun silikleştirildiğini eleştirdiği konuşmasında, “Toplumun ezilen kesimlerine yönelik nefreti yaymanın düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez” dedi.</p>
<p style="text-align: left;">Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ülkü Doğanay ise basılı medyada nefret söyleminin yer alış biçimlerine dikkat çekti. Doğanay, Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Eser Köker ile birlikte hazırladıkları çalışmayı ve sonuçlarını aktardı. 2006-2007 yıllarında ulusal ve yerel medyadan bazı gazeteler üzerinden kodlama yaptıklarını söyleyen Doğanay, bu dönemin politik olarak hareketli bir dönem olduğu için seçildiğini belirtti. Doğanay, 4 aylık süre içinde ırkçı/ayrımcı içerikle ilgili olduğu saptanan 1616 haber ve yazı incelediklerini söyledi. “Bu haberlerin 1379’u ulusal, 237’si yerel gazetelerde yayınlanmıştır”. dedi. Irkçı-ayrımcı söylemlerin ağırlıklı olarak gazetelerin haberlerinde, sırasıyla köşe yazısı ve söyleşilerde kendine yer bulduğuna dikkat çekti. Haber başlıklarının bu konuda özel bir önemi olduğunu söyleyen Doç. Dr. Ülkü Doğanay, araştırmanın istatistiki sonuçlarını aktardı. DTP kongresinin Posta gazetesinde “PKK Ankara’da” başlığıyla ve aynı mantıkla yazılan içerikle sunulduğu, Kürt sorunu yok gibi söylemlerin genel bir kanı olarak aktarıldığı, Ermenilerin hedef tahtasına oturtulduğu örnekleri sundu. Doğanay, bugün de durumun hiç farklı olmadığına dikkat çekti.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Yasalar tam tersi işletiliyor</strong></p>
<p style="text-align: left;">Alternatif Bilişim Hukuk Danışmanı Avukat Ayşe Kaymak, nefret söylemi ve nefret suçlarının hukuki boyutunu ele aldı. Türkiye’de nefret suçlarını düzenleyen yasaların yeterli olmadığına dikkat çeken Kaymak, bu konuda en temel kanun maddesi olan TCK 122. Madde’nin ise çoğu zaman nefret söylemi karşıtlarına uygulandığına dikkat çekti. Nefret suçlarına ilişkin yasalar düzenlenirken, insanlığın kolektif bilincine, değerine ve onuruna atıf yapacak bir yasa olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Kaymak, nefret suçları ile düşünce özgürlüğünün karşı karşıya getirilerek bu suçun silikleştirildiğini vurguladı. Avukat Kaymak, “Toplumun ezilen kesimlerine yönelik nefret yaymak düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez” dedi. Bu konuda bir komisyon oluşturularak yeni yasa çalışmalarının yapılması gerektiğini söyledi. Kaymak konuşmasında Alternatif Bilişim’in çalışmalarına ilişkin kısa bir bilgi de verdi.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Okur yorumları nefret söylemi üretiyor</strong></p>
<p style="text-align: left;">Özgür Radyo İnternet editörü ve Alternatif Bilişim çalışanı İlden Dirini ise internetin yaygınlaşması, haberciliğin tanımı ve bileşenlerini değiştirmesiyle birlikte haber portallarının ve okuyucu yorumlarının ayrı olarak ele alınması gerekliliğini doğurduğuna dikkat çekti. Louis Althusser’in, devletin ideolojik aygıtlarının başında medyayı saydığını belirten Dirini, Antonio Gramsci ve Van Dijk’ın medya ve söylemin egemenlere hizmet ettiklerini söylediğini aktardı.</p>
<p style="text-align: left;">Dirini, Kasım ayında İstanbul’da düzenledikleri paneli hatırlatarak, “Bu panel öncesi ntvmsnbc. Com facebook ve panelimiz üzerine bir haber yaptı. Bu haberi yapan kişinin ismi, paneli örgütleyen bizler bile nefret söyleminin hedefine oturtulduk” diyerek örnekler verdi. İnternet medyasında da biz kavramının ‘Türk’, ‘sünni’, ‘heteroseksüel’, ‘erkek’ olduğuna dikkat çeken Dirini, bu kesimlerin dışında kalanların nefret söylemine maruz kaldığını söyledi. Habur sınır kapısından giriş yapan barış gruplarının içinde yer alan çocuklara süt verilmesinin bile “polislerin süt verdiği ortaya çıktı” şeklinde ifade edildiğini söyleyen Dirini, Roj Tv baskınları sonrası Barış ve Demokrasi Platformu’nun Taksim’de yaptığı eylemin, “PKK yandaşları Taksim’de eylem yaptı” başlığı ile aktarıldığına dikkat çekti. Gelen yorumlarda ise muhalifleri ülke sınırları dışına sürme, aşağılama ibareleri bulunduğunu belirterek bunlardan örnekler verdi. Edirne’de yaşanan linç girişimleri sonrasında okur yorumlarında örnekler veren Dirini, Başbakan Erdoğan’ın “Yüzbin Ermeniyi göndeririz” sözlerinin okur yorumlarında yeniden yeniden üretildiğinin de altını çizdi. Farkındalık yaratmanın çok önemli olduğunu söyleyen İlden Dirini, insan hakları odaklı haberciliğin esas olması gerektiğini söyledi.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Facebook nefret söylem grupları ile dolu</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong></strong>Kolektif Üretim adına Eser Aygül, “Toplumsal Paylaşım Ağlarında Nefret Söylemi” üzerine sunum gerçekleştirdi. Facebook üzerine yaptıkları çalışmanın sonuçlarını aktaran Aygül, ırkçı, homofobik grupların facebook’da kendine çok rahat yer bulduğuna dikkat çekti. Aygül, bu şekilde çok sayıda grubun yer aldığını belirterek, “Bunlara her gün yenileri ekleniyor” dedi. Sunumunda çarpıcı örnekler veren Aygül, facebook kullanıcılarının nefret söylemine karşı daha dikkatli olması gerektiğini belirtti.</p>
<p style="text-align: left;">Son sunumu ise Tuğrul Çomu “Video Paylaşım Sitelerinde Dolaşıma Sokulan Nefret Söylemi” başlığında yaptı. Nefret söylemi içeren videolardan örnekler gösteren Çomu, bu videoların etkilerine değindi. Yorumlar ve videoların denetimsiz bir şekilde yayınlandığına dikkat çeken Çomu, Youtube’da nefret söyleminin yorumlar, videolar, video metinleri, kullanıcı profilleri yoluyla çok daha etkileyici bir şekilde yayıldığını söyledi. Çomu, videoların şikayetle yayından kaldırılabildiğini ancak şikayetlerin İngilizce yapılabilmesinin ve üyelik gerektirmesinin bu konuda sıkıntı yarattığını söyledi.</p>
<p style="text-align: left;">Haber: İlden Dirini</p>
<p style="text-align: left;">Kaynak: <a href="http://yenimedya.wordpress.com/2010/03/24/nefret-soylemi-ankara-universitesinde-tartisildi/" target="_blank">Yeni Medya</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sosyaldegisim.org/2010/10/nefret-soylemi-ankara-universitesi%e2%80%99nde-tartisildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

