Eki 272010
 

Terim medyada ilk kez 1986 yılında Amerika’da, New York’ta beyaz bir grup öğrenci tarafından siyah bir kişiye yönelik gerçekleşen ırkçı saldırının haberlere yansıması sırasında yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Terimin içeriği 1990’ların başından itibaren ise “ırk”[3], din ve inanca yönelik saldırıların dışında, aynı zamanda cinsel yönelim, ulusal köken, engellilik durumu ve toplumsal cinsiyet rollerini de kapsamaya başladı.[4] Continue reading »

Eki 272010
 

Nefret suçları, hukuki bir kavramdan ziyade, bir olguyu ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Bu bağlamda nefret suçları, özel nefret suçları yasası olmayan ülkelerde de gerçekleşmektedir. Bazı ülkelerde nefret suçlarına yönelik özel düzenlemelerin olmaması, vuku bulan nefret suçlarının yetkililer tarafından tespit edilmesinin önünde engel oluşturmaktadır. Bu nedenle de hukuk önünde daha ciddi suçlar olarak ele alınmasını engellediği gibi, bu suçlara karşı etkin bir mücadeleyi de son derece zorlaştırmaktadır. Continue reading »

Eki 272010
 

Nefret söyleminin temelinde önyargılar, ırkçılık, yabancı korkusu veya düşmanlığı, taraf tutma, ayrımcılık, cinsiyetçilik, homofobi, vb. yatar. Kültürel kimlikler ve grup özellikleri gibi unsurlar nefret söyleminin kullanılmasını etkiler; yükselen milliyetçilik ve farklı olana tahammülsüzlük gibi koşullarda, nefret dili yükselir ve etkisini arttırır.

1997 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi nefret söylemiyle ilgili bir “Tavsiye Kararı” kabul etti. Bu kararda nefret söylemi şöyle tanımlanmıştır: “Irkçı nefret, yabancı düşmanlığı, antisemitizm veya hoşgörüsüzlük ifade eden saldırgan milliyetçilik de dâhil olmak üzere, hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her türlü ifade biçimidir.[17] Continue reading »

Eki 272010
 

Nefret suçları ve nefret söylemi konusunda veri toplamak ve bu bilgilerin kamuoyu ile paylaşılması, bu tür suçlara karşı bir tepki verilmesi ve önlenmesi çabalarının en önemli unsurlarından birini oluşturmaktadır. Sorunla gerektiği şekilde yüzleşilebilmesi için yerel ve ulusal düzeyde yetkililerin ve kamuoyunun sorunun gerçek doğasını, boyutunu ve toplum açısından oluşturduğu tehditleri iyi bilmesi gerekiyor. Continue reading »

Eki 272010
 

Nefret suçları ve nefret söyleminin önlenmesi ve kamuoyunun bu konuda bilgilendirilmesi çabalarının kapsamlı, çok boyutlu ve uzun erimli olması gerekiyor. Bu konuda hükümet, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerin üzerine düşen görevler olduğu gibi, meselenin toplumsal, kültürel, hukuki ve psikolojik boyutları söz konusu. Aşağıda nefret suçlarının önlenmesinde en etkin olabilecek taraflara yönelik tavsiye niteliğinde önerilerimizi paylaşmak istedik. Continue reading »

Eki 272010
 

Nefret suçlarıİçindekiler

Giriş

  • Nefret suçu ve nefret söylemi nedir? Niçin önemlidir?
  • Nefret suçları diğer suçlardan niçin farklıdır?
  • Nefret suçları teriminin ortaya çıkışı
  • Uluslararası hukukta nefret suçları
    • ABD hukukunda nefret suçları
    • AGİT katılımcısı ülkelerde nefret suçları
    • Avrupa Birliği hukukunda nefret suçları
  • Nefret söylemi, önyargılar ve medyanın rolü
  • Nefret suçları ve nefret söylemi üzerine verilerin toplanmasının önemi
  • Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 Yıl, 10 Örnek – Metodoloji – Proje ve çalışma hakkında bilgi
  • Çalışmanın sınırları
  • Bulgular – Çalışmanın sonuçları
  • Vakit Gazetesi ve köşe yazıları
  • Tavsiyeler
  • Kaynaklar Continue reading »
Eki 162010
 

İnsan Hakları Gündemi Derneği olarak son yıllarda giderek yükselen ırkçılık, milliyetçilik ve hoşgörüsüzlükten kaynaklanan “nefret suçları”na bir tepki vermek, nefret suçlarının önlenmesi için kamuoyu oluşturmaya yönelik harcanan çabalara bir katkı sunmak ve yasal düzenlemelere dikkatleri çekmek için bu kitabı hazırladık. Elinizdeki kitap Türkiye’de ırkçılık, milliyetçilik ve hoşgörüsüzlükten kaynaklanan “nefret suçları”nın önlenmesi için konunun uzmanı olan akademisyenler, insan hakları savunucuları, araştırmacı ve yazarlarla yapılan bir dizi söyleşiden oluşmaktadır. Continue reading »

Eki 162010
 

Mois Gabay

Geçtiğimiz hafta Sosyal Değişim Derneği’nin Irkçılığa ve Milliyetçiliğe “Dur De” girişimi tarafından düzenlenen bir toplantısına katıldım. Toplantı davetiyesinde “Nefret Suçları, Irkçı ve Etnik Ayrımcılık, İslamofobi ve Antisemitizm” karşıtı bir platform girişimi için aktivistlere mücadele çağrısı yapılıyordu. Panelde Galatasaray Üniversitesi’nden Prof. Yasemin İnceoğlu “Medyada nefret söylemi” ve Bilgi Üniversitesi’nden Avukat Ulaş Karan ise “Nefret suçlarının hukuki boyutu” hakkında birer sunum yaptılar. Salona girişimizde ise geçtiğimiz haftanın gerginliğinin üstüne  “Hepimiz Ermeniyiz” posterleri bizi karşılıyordu. Continue reading »

Eki 152010
 

Özge GÖZKE

Pembe Hayat Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transeksüel Dayanışma Derneği, transseksüel bireylere yönelik nefret cinayetleriyle ilgili kaygılarını bugün (15 Ekim) TBMM önünde yaptığı basın açıklaması ve yürüyüşün yanı sıra milletvekillerine yollanan kart yollama eylemini içeren bir kampanyayla dile getiriyor. Bizlere Acilen Bir Yasa Lazım! kampanyasının ana talebi Nefret Suçları Yasası ile Ayrımcılık Karşıtı Yasa’nın meclis gündemine gelerek kabul edilmesi.

Pembe Hayat aktivisti Kemal Ördek, acil yasa talebinin içeriği konusunda soruları yanıtladı. Continue reading »

Eki 092010
 
Av. Taner Kılıç*
Geçtiğimiz aylarda Mandela’nın Güney Afrika Cumhuriyeti’nde birden patlak verip değişik şehirlere sıçrayan ve başta Zimbabveli olmak üzere ülkedeki göçmenleri “işsizlik, suç ve barınma gibi sosyal sorunlara neden oldukları” gerekçesiyle hedef alan ve canlı olarak yakma gibi oldukça ağır şiddet saldırıları şeklinde gelişen olaylar tüm dünyanın dikkatini tekrar “nefret suçlarına” çekti. Irk ayrımcılığına dayanan Apartheid rejimi 1989 tarihinde iflas etmiş ve 28 yıl cezaevinde tutulan Mandela’nın Afrika Ulusal Kongresi (ANC) 1994 yılından itibaren ülkede ciddi iyileştirmeler gerçekleştirmiş olmasına rağmen meydana gelen bu şiddet olayları ülkede şok etkisi oluşturdu. Etnik ayrımcılık ve ırkçılık rejiminden büyük bedellerle mücadele ettikten sonra kurtulan, bundan dolayı da mesela ülkede konuşulan 11 dili resmi dil olarak benimseyebilen bir memlekette böylesi olaylar olması herkesi üzdü ve nefret suçları üzerine yeniden düşünmeye sevketti. Bir kez daha hatırladık ki, nefret suçları sadece çok ilkel ve totaliter rejimlerde değil, demokrasi ve insan hakları kültürünün göreli geliştiği zannedilen ülkelerde de ciddi bir potansiyel tehlike olarak, her an uyandırılmaya hazır olarak uykuda beklemektedir. Continue reading »